Bilim tarihi incelendiğinde keşifler yapmış, bilimin gelişmesine büyük katkılarda bulunmuş bilim adamlarının büyük çoğunluğunun güçlü bir Allah inancına sahip olduğu görülür. Allah inancının bilimin gelişmesine vesile olduğunun en dikkat çekici örneklerine ise İslam tarihinde rastlamak mümkündür. İslam ahlakı ile yetişen, tüm yaşamlarını ve bilimsel çalışmalarını Kuran ayetleri üzerine kuran Müslüman bilim adamları, bugün sahip olunan yüksek medeniyete çok büyük katkılarda bulunmuşlardır.
İslam ahlakının yayılmasıyla birlikte Müslüman bilim adamlarının büyük çoğunluğu modern bilimin temelini oluşturan keşifler yapmışlardır. Nitekim İslam tarihine bakıldığında, Kuran ahlakıyla birlikte Ortadoğu coğrafyasına bilimin de girdiği görülmektedir.
Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı'da Roma ve Doğu'da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde görülen bilimsel ve teknolojik yenilikleri rehber almış ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imani ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. Bu çalışmaların ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya başlamışlardır.
yüzyılda başlayan ve 15. yüzyıla kadar devam eden süreç içinde Müslüman bilim adamları teknik ilimler, tıp, astronomi, matematik ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde etmiş, medeniyet alanında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya tanıtmışlardır. "İslam'ın Altın Çağı" ve "İslami Rönesans" olarak adlandırılan bu dönemde Müslüman bilim adamları buluşlarıyla pek çok alanda bilimin gelişmesine katkıda bulunmuş, böylelikle kendilerinden sonra gelen bilim adamlarına yol göstermişlerdir. Howard R. Turner, Science in Medieval Islam (Ortaçağ İslam'ında Bilim) isimli kitabında bu dönem hakkında şunları söylemiştir:
"Müslüman sanatçılar ve bilim adamları, prensler ve işçiler birlikte bütün kıtalardaki toplumları doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen eşsiz bir kültür oluşturdular."175
"Beyt'ül Hikme (Bilgelik Evi)" ve Müslüman Bilim Adamlarının Dünya Tarihine Etkisi
Müslümanlar 7. ve 8. yüzyıllarda yaptıkları fetihlerle, dünyanın o güne kadar benzerini görmediği büyüklükte bir imparatorluk oluşturmuşlardır. 8. yüzyılda Abbasi Halifesi imparatorluğun başkentini Şam'dan Bağdat'a taşımış ve Batı dünyasında "House of Wisdom" (Bilgelik Evi) ismiyle anılan Beyt'ül Hikme'yi kurmuştur. Beyt'ül Hikme, Müslüman bilim adamlarının çalışmaları sayesinde bilim, felsefe, tıp ve eğitim alanında dünya çapında eşi olmayan bir bilim merkezine dönüşmüştür. Eski Roma, Çin, Hint, Irak, Mısır, Kuzey Afrika, Yunan ve Bizans uygarlıklarına ait pek çok bilimsel eser Beyt'ül Hikme'de Arapçaya çevrilmiş ve Müslüman bilim adamları bu eserlerdeki bilgileri geliştirerek günümüzdeki pek çok bilim dalının kurucusu ve uygulayıcısı olmuşlardır. Bilim tarihinde bu yüzyıllar "Arap Bilimi" olarak anılmaktadır, çünkü bu dönem boyunca Arapça dünya çapında bilimin ana dili olarak kabul görmüştür. Ayrıca 756'da Güney İspanya'da Endülüs'te kurulan Endülüs Emevi Devleti'nde Müslüman bilim adamları tarafından yapılan bilimsel ve sanatsal çalışmalar da dünya bilim ve sanat tarihine önemli katkılar sağlamıştır.
Beyt'ül Hikme, Müslüman bilim adamlarının çalışmaları sayesinde uluslararası bir bilim merkezine dönüşmüştür.
Bu konuda Robert Briffault, The Making of Humanity (İnsanlığın Gelişimi) adlı kitabında şunları yazmıştır:
"Günümüz biliminin Arap bilimine olan borcu şaşırtıcı keşifler ya da devrim mahiyetindeki teorilerden ibaret değildir; bilim Arap kültürüne bundan çok daha fazlasını, varlığını borçludur. Antik çağlarda dünya, bizim gördüğümüz şekliyle, bilim öncesi bir konumdaydı. Yunanlıların astronomi ve matematiği hiçbir zaman tam olarak Yunan kültürünün iklimine alışmamış ithal bilim dallarıydı. Yunanlılar sistemleştirdi, genelleştirdi ve teori haline getirdiler; ancak sabırlı araştırma yolları, pozitif bilgilerin birikimi, bilim metotlarının protokolleri, detaylı ve uzun gözlemler, deneysel sorgulama gibi kavramlar Yunan mizacına tamamen yabancı kavramlardı. [...] Yeni bir sorgulama ruhunun, yeni araştırma metotlarının, deney, gözlem, ölçüm metotlarının, matematiğin Yunanlılar tarafından bilinmeyen bir biçimde gelişmesinin bir sonucu olarak Avrupa'da bizim bilim dediğimiz şey ortaya çıkmıştır. Bu ruh ve bu metotlar Batı dünyasına Araplar tarafından getirilmiştir."176
Briffault aynı kitabının bir başka bölümünde İslam medeniyetinin Avrupa'ya sağladığı katkıyı da şöyle dile getirmiştir:
"Bilim, Arap medeniyetinin modern dünyaya en önemli katkısıdır, ancak meyvelerinin olgunlaşması biraz yavaş olmuştur. Mağribi kültürünün karanlıkların içine çökmesinden sonra, onun hayata getirdiği devin bütün kuvvetiyle ayağa kalkması fazla uzun sürmedi. Avrupa'yı yeniden hayata döndüren bilim değildir. İslam medeniyetinin getirdiği ışık, Avrupalıların yaşamlarını yeniden aydınlatmıştır."177
Bilim tarihinin kurucularından George Sarton ise Müslümanların bilim tarihine olan katkılarını, "Ortaçağ'ın en temel başarısı, deneysel ruhun ortaya çıkışıdır ve bu aslında 12. yüzyıla kadar Müslümanlar sayesinde olmuştur" sözleriyle ifade etmiştir.178 Oliver Joseph Lodge, Pioneers of Science (Bilimin Öncüleri) adlı eserinde, İslamiyet'in yayılışından sonra Arapların bilim tarihinde üstlendikleri hayati rol ile ilgili şunları yazmıştır:
"Eski ve yeni bilim arasındaki tek etkin bağ Araplar tarafından oluşturulmuştur. Karanlık çağlar Avrupa'nın bilim tarihinde mutlak bir boşluk olarak karşımıza çıkmaktadır ve bin yıldan fazla bir süre boyunca Arabistan dışında hiçbir yerde kayda değer bir bilim adamı yoktur."179
Kuran'ın ışığında bilime yönelerek günümüze kadar ulaşan başarılar elde eden Müslüman bilim adamlarından bazıları şöyledir:
Cabir bin Hayyan (721-805)
Batı bilim dünyasında "Geber" ismiyle bilinen ve en çok tanınan Müslüman bilim adamlarından biri olan Cabir bin Hayyan, Batı bilim dünyasında ortak bir kanaatle "kimyanın babası, kurucusu" olarak kabul edilir.180 Nitekim kimya kelimesinin İngilizce karşılığı olan "alchemy" kelimesi de Cabir bin Hayyan'ın çalışmalarının neticesi olarak Arapça "el-kimya" kelimesinden türemiştir.
Kimyanın babası olarak tanınan Cabir bin Hayyan.
Cabir bin Hayyan, atom bombasının üretilmesinden 1000 yıl önce atomun parçalanabileceğini ve sonucunda büyük bir güç meydana geleceğini ilk söyleyen bilim adamıdır. Bu konuda Hayyan'ın sözleri şunlardır:
"Maddenin en küçük parçası olan 'cüz-ü la yetecezza'da (atom) yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir güç (enerji) meydana gelir ki, Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu, Allahü Teala'nın kudret nişanıdır."181
Cabir bin Hayyan, kimya biliminin hem teorik hem de deneysel alanda büyük gelişme kaydetmesine vesile olmuştur. Dünyada ilk kimya laboratuvarını kuran bilim adamı olarak tarihe geçmiştir. Önemli kimyasalların sentezini açıklamış, birçok kimyevi maddeyi tespit ederek günümüzde de kullanılan Arapça isimlerini vermiştir.182 Kimya ilminde kullanılan hassas ölçüm aletlerini yaparak kristalleşme, damıtma, kalsinasyon, süblimasyon gibi kimyevi teknikleri kimya ilmine kazandırmıştır.183 Sülfürik asit ve nitrik asit gibi birçok asitle birlikte sodyum karbonat ve potasyumu da bulmuştur.184 Ateşte yanmayan kağıt imalini gerçekleştirerek, çeşitli metallerin kullanılır hale getirilmesi, çeliğin geliştirilmesi, su geçirmez kumaşların verniklenmesi, paslanmanın önlenmesi için altın yaldızla kaplama yapılması, boyaların ve yağların elde edilmesi gibi alanlarda birçok buluş yapmıştır.185 Cabir bin Hayyan sadece kimya değil tıp, astronomi, mantık, felsefe, fizik, mekanik gibi bilim dallarında da çalışmalar yaparak bunlarla ilgili eserler vermiştir. Cabir bin Hayyan'ın başta kimya olmak üzere tıp, fizik, astronomi ve felsefe alanında yaklaşık 200-500 arası eser kaleme aldığı bilinmektedir. Ancak bu eserlerin birçoğu sonradan kaybolmuştur; sadece 27 tanesi Latince ve Almanca olarak Nürnberg, Frankfurt ve Strazburg'da 1473-1710 yılları arasında basılmıştır.
El-Harezmi (780-850)
Zamanının en büyük bilim adamlarından biri olan Ebu Abdullah Muhammed bin Musa el-Harezmi, Batı bilim dünyasında derin izler bırakmış bir matematikçi, astronom ve coğrafyacıdır. Harezmi ömrünün büyük bir bölümünü Bağdat'taki Beyt'ül Hikme'de geçirmiştir. Cebir ve algoritma ilminin kurucusu ve bu ilimlere isim veren İslam alimi olmuştur.186 Harezmi'nin ismi Avrupa'da Latince "Alkhorismi" şeklinde telaffuz edildiği için, bulduğu metoda "algoritma" ismi verilmiştir.187 Harezmi, cebir alanındaki ilk eser olan Kitab'ül Muhtasar fi Hesab'il Cebri Mukabele'nin (Cebir ve Karşılaştırma Hesapları) yazarıdır. Eser şu cümleyle başlar:
"Algoritmi şöyle diyor: Rabbimiz ve koruyucumuz olan Allah'a hamd ve senalar olsun." Harezmi, Doğu bilim dünyasında cebir ilmine ilişkin ilk eseri yazan kişidir. Bu bilim dalı daha önceleri çok az işlenmiş ve geometriden farklı bir ilim olarak görülmeye başlanmıştır. Birinci dereceden denklemler çözülebilmiş, ama ikinci derece denklemlerin kökü henüz anlaşılamamıştır. Harezmi, ikinci kitabı olan El-Cebr ve'l-Mukabele ile ikinci derece denklemlerin çözüm yolunu sistemli olarak gösteren ilk kişidir. Harezmi eserinde belirttiği yöntemleri bir öğretmen yeteneğiyle açıklamış ve bu kuralları geometrik olarak ispatlamıştır.
Astronomi, matematik ve coğrafya gibi bilim dallarındaki çalışmalarıyla Batı bilim dünyasında derin izler bırakmış olan Ebu Abdullah Muhammed bin Musa el-Harezmi.
Orijinali Oxford Üniversitesi'nde bulunan bu kitabında, dünyada ilk kez onlu sayı sistemini açıklamış ve yine ilk kez denklem kurma yöntemiyle problem çözme şekillerini göstermiştir. Ayrıca söz konusu kitabında daha önce bilinmeyen birçok yeni terim kullanılmıştır: Kök sayı, tekil, tek sayı gibi.188 Harezmi'nin bu eseri, matematik tarihi bakımından çok önemli gelişmeler için başlangıç olmuş ve 600 yıldan fazla süre boyunca matematik öğrenimi için temel sayılmıştır. Roger Bacon, Fibonacci gibi bilim adamları eseri hayranlıkla incelemişler ve kendi derslerinde bu eserden faydalanmışlardır. 1500'lü yılların sonlarına (1598-1599) gelinceye kadar cebir ilminde tek kaynak Harezmi'nin bu eseridir.
Matematiğin yanı sıra çeşitli gözlemevlerinde çalışmalar yürüten Harezmi, astronomi ve coğrafya ilimlerinde de eserler vermiştir. Güneş saatleri ve saatler üzerine yazılmış eserleri bulunmaktadır.189 Harezmi yerkürenin bir derecelik meridyen uzunluğunu da ölçmüştür.
Sabit bin Kurra (821-901)
Sabit bin Kurra, matematik, astronomi ve tıp konularında uzman İslam bilginlerinden biridir. Döneminde tüm bu alanlarda çok büyük gelişmelere öncü olmuş, özellikle geometri ve cebir konusunda yeniliklere imza atmıştır.190 Sabit bin Kurra'nın geometriye katkılarını, Doğu medeniyetleri üzerine çalışan bilim adamlarından Georges Rivoire, "Cebirin geometriye uygulanmasını Müslümanlara borçluyuz. Bu da 900 yılında vefat etmiş olan Sabit bin Kurra'nın eseridir" sözleriyle açıklamıştır.
Kandilli Rasathanesi arşivinde saklanan bu yazma eser, Müslüman bilim adamlarının astroloji alanındaki çalışmalarına ışık tutmaktadır.Müslüman bilim adamları birçok alanda kayda değer çalışmalara imza atmışlardır.
Matematik, astronomi, astroloji, tıp ve çeviri ile ilgilenen Sabit bin Kurra'nın 79 eserinin olduğu bilinmektedir. Bunlardan 21'i tıp, 2'si müzik, geri kalan 25 eser ise matematik ve felsefe ile ilgilidir.
Sabit bin Kurra sinüs teoremini keşfetmiş ve bunu astronomiye uygulamıştır. Ayrıca Pisagor teoreminin genel bir ispatını vermiştir.191 Dünya'nın çevresini 360 meridyene bölünmüş kabul ederek Ekvator'un uzunluğunu hesaplayan ve buna bağlı olarak Dünya'nın yarıçapını bulan İslam alimidir.192 Sabit bin Kurra, Öklid'in bilgilerini kullanarak cebir konusunda çok daha genel denklemlerin çözümlerini göstermeye başlamıştır. Carl B. Boyer, A History of Mathematics (Matematik Tarihi) adlı kitabında bu usta matematikçi için şunları söylemektedir:
"MS 9. yüzyıl Müslüman matematikçilerin altın çağı oldu. Yüzyılın ilk yarısına Harezmi, ikinci yarısına Sabit bin Kurra damga vurdu. Harezmi ile Öklid 'kurucular' olarak birbirine benzer. Sabit bin Kurra ise, Pappus gibi, yüksek matematik yorumcusudur..."193
Fergani (9. yüzyıl)
Dokuzuncu yüzyılda yaşamış, ekliptik eğimini ve Güneş'in de hareket ettiğini keşfeden büyük astronomi ve matematik alimidir. Türkistan'ın Fergana bölgesinden olan Fergani, astronomi, matematik, coğrafya ve mekanik alanlarında deneye dayanan araştırmalar yapmıştır.194 Gök cisimlerinin hareketlerini incelemiş ve araştırmalar yapmıştır. Batlamyus'un astronomi biliminde kabul gören iddiaları hakkında yankı uyandıran yorumlar yazmıştır. Kainatın ve gezegenlerin hacimlerini ve birbirleri arasındaki mesafeleri araştırmıştır. Araştırmaları sonucunda yaptığı hesaplamalar, Batı astronomisinde Kopernik'e kadar değişmez ölçüler olarak kabul edilerek yüzlerce yıl kullanılmıştır.
Fergani'nin araştırmaları sonucunda ilk kez Güneş'in de bir yörüngesinin bulunduğu ve kendi ekseni etrafında batıdan doğuya doğru döndüğü ortaya konmuştur. Ayrıca 41 yıl boyunca devam eden astronomi araştırmaları sonucunda enlemler arasındaki mesafe de saptanmıştır.195 Fergani'nin en dikkat çeken çalışmalarından biri ise Güneş tutulmasını önceden belirlemek için keşfettiği yöntemdir. Fergani 842 yılında bu yöntemle Güneş tutulmasını önceden saptamıştır.196 Fergani'nin astronomi ile ilgili günümüze ulaşan 6 eserinin en önemlisi Cevami' el-İlmi en-Nücum ve'l-Harekat es-Semaviyye'dir (Astronominin ve Göksel Hareketlerin İlkeleri). Gök cisimlerinin hareketiyle ilgili bu astronomi kitabının yazma nüshaları Oxford, Paris, Kahire ve Amerika'da Princeton Üniversitesi kütüphanelerinde bulunmaktadır.
Astronomi, matematik, coğrafya ve mekanik alanlarındaki çalışmaları bu ilim dallarının gelişmesine ve temellerinin güçlenmesine vesile olmuştur. O devirdeki tüm Türkistanlı alimlerin ve Avrupalı bilginlerin eserlerinde Fergani'nin etkisi görülmektedir. Latinceye tercüme edilen eserleri asırlarca Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. Batı dünyasında "Alfraganus" ismiyle tanınan Fergani'nin Yer'in çevresine ilişkin bulmuş olduğu değer (yaklaşık 40.253.700 metre), Kristof Kolomb'un Atlas Okyanusu'nu geçerek Hindistan'a ulaşma düşüncesini gerçekleştirmesinde cesaret verici bir rol oynamıştır. Kolomb bu konuda şunları söyler:
"Seyahatlerim sırasında Lizbon'dan Gine'ye olan rotayı dikkatlice gözlemledim ve her bir derece için Alfraganus'un değeri olan 56 2/3 millik değeri buldum. Bu ölçüme güvenmeliyiz."197
El-Battani (859-929)
Matematik, astronomi ve coğrafya alimi Battani'nin, özellikle astronomi alanında pek çok önemli keşfi vardır. Batı'da "Albategnius" olarak tanınan Battani, bugün bile dünyanın en ünlü 20 astronomundan biri olarak kabul edilir. Battani 877 yılında kurduğu rasathanede Güneş, Ay ve gezegenlerin hareketlerini incelemiş, bu gözlemlerin hepsini Zic-i Sabi adlı astronomi kataloğunda toplamıştır. Söz konusu katalog, bu konuda yazılmış en geniş ve kapsamlı eserdir.
Ünlü astronom, kendisinden beş yüzyıl sonra yaşamış olan Kopernik'in 23° 35' olarak hesapladığı Dünya'nın ekliptik eğimini 23° olarak hesaplamış, günümüzde bilinen açı değerini yarım dakikalık bir farkla tespit etmeyi başarmıştır. Ayrıca bir Güneş yılının 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniyeden oluştuğunu bulmuştur. Bu keşif günümüz ölçümlerine son derece yakındır. Güneş'in doruk noktasındaki boylamın Batlamyus'un keşfinden beri 16° 47' arttığını da keşfetmiştir. Bu sonuç, Güneş'in yörünge hareketlerini ve eşzamanlılıkta küçük farklılıkların meydana geldiğini gösteren önemli bir keşiftir.
Battani, döneminin en büyük astronom ve matematikçilerinden biridir.
Matematik alanında Yunan kirişi yerine sinüsleri kullanan ilk kişidir. Yeni trigonometrinin gerçek kurucusu olarak kabul edilen Battani, çalışmalarında küresel trigonometri üzerine yoğunlaşmış, dik üçgenleri inceleyerek sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant, sekant ve kosekant kavramlarını ortaya koymuştur.198 Astronomi ve trigonometri ile ilgili sayısız eseri vardır. Astronomi konusundaki çalışmaları Rönesans'a kadar Avrupa'da etkili olmuş, astronomi ve trigonometrideki keşifleri bu bilimlerin gelişimine katkıda bulunmuştur.199 Eserleri Latinceye çevrilen ilk Müslüman bilim adamlarından olan Battani, bilimsel çalışmalarının gerçek amacını şu esas üzerine inşa etmiştir:
"İnsan, Allah'ın varlığını, birliğini, kudretini ve eserlerinin mükemmelliğini başta astronomi olmak üzere ilimler sayesinde öğrenebilir. Mesela şu görünen yıldızlar, üstünde yaşadığımız bu Dünya ve Dünya'nın hareketleri Allah'ın varlık ve birliğinin açık bir delilidir."200
Ebu'l Kasım Zehravi (936-1013)
Cerrahinin başlı başına bir bilim dalı haline gelmesi Endülüslü Zehravi sayesinde olmuştur. Zehravi kendi dönemine kadar başkalarının başaramadığı cerrahi ameliyatlar yapmış, metotlar ve aletler keşfetmiştir. Zehravi, o çağın en yoğun ve en ciddi şekilde tıp bilimiyle uğraşan hekimi olarak kabul edilmektedir. Ününün yayılmasına katkıda bulunan en önemli etken ünlü eseri El-Tasrif olmuştur. İki ciltten ve otuz bölümden oluşan bu kitap dokuz yüz sayfalık bir eser olup, gerçek adı "El-Tasrif Limen Acize ari it Te'lif"tir. Bu eser Batı'da kullanılan standart bir ansiklopedi olmuştur. El-Tasrif, cerrahi aletlerin tariflerinin yanı sıra bu aletlerin resimlerinin de bulunduğu ilk kitaptır. Sayısı 200'e ulaşan bu cerrahi aletlerin birçoğu daha önce hiçbir ameliyatta kullanılmamış yeni aletlerdir. Zehravi'nin tıp bilimiyle ilgili başarılarından bazıları şunlardır:
Zehravi, ölü ceninin çıkarılması ve ampütasyon (organların kesilmesi) dahil, birçok hassas operasyonu daha mükemmel bir hale getirmiştir.201 Dönemin cerrahi ile ilgili bilgilerini özetlemiş, tecrübe edinmek için canlı hayvanlar üzerinde ameliyatlar yapılması gibi yeni görüş ve yöntemleri tıp dünyasına kazandırmıştır.
Tarihte hemofiliyi (kanın pıhtılaşmasının yetersiz olduğu ciddi bir kan hastalığı) ilk açıklayan hekim Zehravi'dir.202 Leğen kemiği kırıklarını ilk tedavi eden kişidir.203 Böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını da ilk defa Zehravi tespit etmiştir.
Burun içi etini temizleyip almak için ilk defa "senanin" adı verilen orijinal bir alet yapmıştır.
İlk defa fıtık ameliyatını gerçekleştirmiş, ameliyatlarında kendine has anestezi metotlarını kullanmıştır.
Zehravi, çürük dişlerin kırılmadan çekilebilmesi için kurşunla doldurulup çekilmesi fikrini ortaya atan ilk hekim olarak bilinir.
Ameliyatlarda kullandığı aletleri kendine has bir yöntemle mikroplardan temizledikten sonra kullanmıştır. Bu temizliği "madde'üs-safra" denilen bir maddeden faydalanarak sağlamıştır. Günümüzde yapılan araştırmalar, bu maddenin bakterileri yok eden bir özelliğe sahip olduğunu göstermiştir.
Yanda Zehravi'nin "El-Tasrif Limen Acize ari it Te'lif" adlı eserinin Latince tercümesinden bir sayfa görülmektedir. Zehravi tıp alanında çok hassas ve ince aletler icat ederek kullanmıştır.
Zehravi'nin hayvan bağırsağını yaraları dikmede ilk defa kullanması Batılı bilim adamları tarafından da kabul edilmiştir. Bugünkü modern steril paketlerin içinde bulunan katgütler Zehravi'den günümüze ulaşmıştır.204 Donald Campbell'e göre, "Avrupa alimlerinin Zehravi ile ilgili dikkatini çeken şey, doğumda cenini kolaylıkla çıkarmasıdır. Onun yöntemi Galen'in metodunu gölgede bırakarak Avrupa'da beş yüz yıl üstünlüğünü korumuş ve Hıristiyan Avrupa'nın cerrahi standartlarını yükseltmede etkili olmuştur."205
İbn-i Heysem (965-1040)
Ortaçağ'da yetişen en büyük İslam fizikçisi İbn-i Heysem'dir. İbn-i Heysem'in ışık konusundaki Kitab-ül-Menazır (Optiğin Hazinesi) adlı eseri Latinceye çevrilmiş ve Batı'da Roger Bacon gibi fizikçilerin araştırmaları üzerinde etkili olmuştur. Eskiden ışığın gözden çıkıp eşyaya ulaşmasıyla görme eyleminin oluştuğu düşünülürken, Heysem tam tersine ışığın eşyadan bize ulaştığını kanıtlamıştır. Görmenin fiziksel açıklamasını ilk kez yapan İbn-i Heysem olmuştur. Ayrıca matematikçi ve filozof olan İbn-i Heysem yüzden fazla eser yazmış ve çağının bütün ilimlerinde büyük bir otorite olarak kabul edilmiştir.206
Biruni (973-1051)
İslam dünyasında 10. ve 11. yüzyılların en büyük fen ve din alimi sayılan Biruni, dünya bilim tarihinde devrinin en büyük astronomu, matematikçisi, etnografı, tarihçisi ve filozofu olmuştur. Eserleri bugün hala Batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kullanılmaktadır. UNESCO'nun 25 dilde çıkardığı Courier Dergisi'nin 1974 Haziran sayısının kapağında "1000 yıl önce Orta Asya'da yaşayan evrensel deha Biruni: astronom, tarihçi, botanikçi, eczacılık uzmanı, jeolog, şair, mütefekkir, matematikçi, coğrafyacı ve hümanist" ifadelerine yer verilmiştir.
Yaşadığı asra "Biruni asrı" denmesine neden olan ve yaşadığı dönemden asırlar sonra dahi eserlerinden yararlanılan Biruni, yalnızca İslam aleminde değil, tüm dünyada iz bırakmıştır.207 Aslen Türk olan Biruni, Türklerin İslamiyet'i kabul etmeleri neticesinde bu medeniyetin çok geniş sahalara yayılmasıyla insanlığın, özellikle ilmi alanda büyük kazançlar elde ettiğini belirtmiştir.
Yerçekimi kanununun İngiliz bilim adamı Newton tarafından keşfedildiği kabul edilse de, bu konuda ilk defa incelemelerde bulunan Biruni'dir. Ayrıca çağımızda tartışılan karaların kuzeye doğru kayması fikrini 9,5 asır önce dile getirmiştir. Yaşadığı çağda Ümit Burnu'nun varlığından ilk bahseden alim olan Biruni, Kuzey Asya ve Kuzey Avrupa hakkında da detaylı bilgiler vermiş, ayrıca Kristof Kolomb'dan beş asır önce Amerika kıtasından ve Japonya'dan söz etmiştir.208 Astronomi alanındaki çalışmalarına 995 yılında Güneş'in ve gezegenlerin eğimini hesaplayarak başlamıştır. Işığın hızının sese oranla son derece büyük olduğunu kaydetmiştir.209 Biruni trigonometride kosinüs teoremi olarak bilinen ilişkiyi ilk kez ortaya koymuş, geometriyi botaniğe uygulamış, kuşlarla ilgili çok orijinal tespitler yapmış ve çok farklı alanlarda pek çok kitap yazmıştır.
Biruni, doğa ve pozitif bilimler alanında döneminin en büyük bilim adamlarından biridir.
Işığın sesten daha hızlı olduğunu keşfetmiştir. Ilık su ile kaynar su arasındaki farkları ortaya çıkardığı gibi, ısının metaller üzerindeki genleştirici etkisini de keşfetmiştir.210 Kitabü'l-Cemahir fi Marifeti'l-Cevahir (Cevherlerin Özellikleri Üzerine) adlı eserinde 23 katı cisimle 6 sıvının ağırlıklarını bugünkü değerlerine çok yakın olarak hesaplamıştır.211 Biruni izafi (nispi) yoğunlukları, mahruti alet dediği ve en eski piknometre (yoğunluk ölçme aleti) denilebilecek bir aletle belirlemiştir. Gökyüzü ve yeryüzünün çeşitli ayrıntılarını, enlem ve boylamları, kıta ve denizleri göstermek için yedi metre çapında bir küre yapmıştır. Bu çalışmasıyla tarihte Dünya'yı küre üzerinde haritalayan ilk bilgin olma unvanını kazanmıştır.212 Nihayetü'l-Emakin (Mekanların Sonları) adlı eseri, coğrafyadan jeoloji ve jeodeziye (yerkürenin şeklini belirleme ve yeryüzünü ölçme işlemleri) kadar çeşitli konuları kapsamıştır.213 Biruni'nin astronomi alanındaki en önemli eseri ise el-Kanunü'l-Mesudi (Mesudi Yasalar) adlı ansiklopedisidir. Bu eserde birçok yeni buluşun yanı sıra trigonometriye ait bir bölüm de bulunmaktadır. Batlamyus ve Aristoteles'in kuramlarına karşı çıkarak Dünya'nın durağan değil, dönen bir kütle olduğunu ileri süren Biruni, bilim tarihçilerine göre çağdaş astronominin temellerini atmıştır.
Biruni'nin Allah'a olan imanı
Biruni, Buhara Kütüphanesi'nde İbn-i Sina ile tanışmış, birbirlerinin bilgilerinden yararlanmışlardı. Buhara bilginleri sağlam bir bilgi alışverişi geleneğine sahiptiler. Bildiklerini diğerlerinden gizlemez, paylaşmayı severlerdi.214 Biruni, cebir, geometri ve coğrafya konularında Kuran'dan bir ayet söylemiş, ayette bahsi geçen konuyu yorumlamış, ilimle dini birleştirmiş, ilim öğrenmekteki amacının Allah'ı tanımak ve hakikati bulmak olduğunu dile getirmiştir. Eserleri hala Batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kullanılmaktadır.
Yanda Biruni'nin çalışmalarından birkaç örnek görülmektedir.
Biruni, Yeryüzü ve Yıldızlar Hakkında Yasa adlı kitabında yıldız ve gezegenlerin küre biçiminde olduklarını kanıtlamış, Dünya'nın Güneş'in çevresinde, Ay'ın da Dünya'nın çevresinde döndüğünü kanıtlayarak Batılı bilim adamlarından 6 yüzyıl önce bu gerçekleri açıklamıştı.215 Dünya'nın çapını kendi adıyla bilinen ünlü bir yasa ile hesaplamayı başaran Biruni, yeryüzünün yarıçapını sadece 14 kilometrelik bir sapmayla bulmuştur.216 Biruni'nin Hindistan hakkında çok değerli bilgiler veren Hindistan Tarihi adlı kitabı bütün Batı dillerine çevrilmiş, coğrafya ve tarih bilginleri için vazgeçilmez bir kaynak olmuştur. Hindistan'da bulunduğu dönemde birçok Arapça kaynağı Sanskritçeye, Sanskritçe bazı kitapları da Arapçaya çevirerek İslam ve Hint uygarlıkları arasındaki ilk kültür köprüsünü kurmuştur.217 Biruni ayetlerdeki hikmetlerden yola çıkarak ilim yapmıştır. Allah Kuran'daki birçok ayette iman hakikatlerinin önemine dikkat çekmektedir. Fatır Suresi'ndeki ayetlerde iman hakikatlerinden örnekler verilerek şöyle bildirilmektedir:
Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık). İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.
Biruni de ayetlerdeki hikmetlerden yola çıkarak bilimsel gerçeklere ulaşmıştır. Örneğin Dünya'nın kuzeyinde Güneş'in aylarca doğmadığını, doğduğu zaman da batmadığını şu ayet ile açıklamıştır:
Sonunda Güneş'in doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (Güneş'i) kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.
Biruni bunu bir lambanın önüne Dünya'yı temsil eden bir küre koyup döndürerek göstermiştir.218 Biruni, kitabı için kendisine bir fil yükü altın ve mücevher yollayan Sultan Mesud'a hediyesini geri göndererek "Bu kitabı servet için değil, bilim için yazdım" demiştir.219
İbn-i Sina (980-1037)
Dünyadaki bütün ilim çevreleri tarafından dünyanın gelmiş geçmiş en değerli alimlerinden biri olarak kabul edilen İbn-i Sina, henüz 18 yaşındayken çağının bütün ilimlerini öğrenmiştir. Tıp şaheseri olarak kabul edilen ve kısaca el-Kanun olarak tanınan el-Kanun fi't-Tıb (Tıp Kanunu) adlı eseri fizyoloji, hıfzıssıhha (sağlık koruma), tedavi ve farmakoloji (ilaçlarla ilgili bilim dalı) bölümlerine ayrılmıştır. Beş ciltlik ve yaklaşık bir milyon kelimelik büyük bir tıp ansiklopedisi olan bu eser, gerek içeriği gerekse hazırlanış tarzı bakımından asırlarca tıp literatürüne yol göstermiştir. 13. yüzyıldan itibaren Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuş, çağın Fransası'nın ünlü tıp fakülteleri olan Montpellier ve Louvain Üniversitelerinin de temel ders kitabı olmuştur. Kendisinden sonra, yeni tıbbın doğuşuna kadar Türkçe, Arapça, Farsça ve çeşitli Batı dillerinde yazılmış eserlere kaynaklık etmiştir. El-Kanun'da söz edilen tıbbi bilgilerin büyük bir bölümü bugün dahi geçerliliğini korumaktadır.
Büyük hekim olarak tanınan İbn-i Sina'nın karaciğer, akciğer, kalp ve beyin ile ilgili bilgilerinin yer aldığı çalışması görülmektedir.Sağda İbn-i Sina'nın 15. yüzyılda yazılmış bir el yazmasındaki eczane minyatürü görülmektedir. Aşağıda ise İbn-i Sina'yı çalışırken gösteren bir resim verilmektedir.
Günümüz tıbbına ışık tutan görüşleriyle İbn-i Sina. Batı dünyasında "Avicenna" ismiyle tanınan İbn-i Sina, tıp dünyasında ilk defa tıp ve cerrahiyi iki ayrı disiplin olarak ayırmıştır. Ayrıca cerrahi tedavinin sağlıklı olarak yürütülmesi için anatominin önemini vurgulamış ve hayati tehlikenin çok yüksek olmasından dolayı tercih edilmeyen cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vererek, ameliyatlarda kullanılmak üzere aletler tavsiye etmiştir.
Tıpla ilgili eserleri incelendiğinde İbn-i Sina'nın günümüz tıp dünyası için bile geçerli olan pek çok fikre sahip olduğu görülmektedir. Hatta tıbbi araştırmalarında bazı hastalıkların bulaşmasında gözle görünmeyen birtakım varlıkların etkisi olduğunu, yani "mikropların" varlığını fark etmiş ve bu bilinmeyen varlıklardan eserlerinde bahsetmiştir. Deri altına iğneyi ilk yapan, ameliyatlarda narkozu ilk uygulayan, mide ve bağırsak hastalıklarını bilimsel anlamda inceleyen, ruhsal durumların sindirim sistemi üzerindeki etkilerini saptayan, yüz felcinin nedenlerini ilk bulan, mide ve bağırsak kurtlarını ve solunum sistemini ilk tanımlayan hekim İbn-i Sina olmuştur.220
Hekimlerin piri
Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları olan, "hekimlerin piri" olarak kabul edilen İbn-i Sina, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili 150 civarında eser yazmıştır. Isaac Newton'dan 500 yıl önce fizik dinamiğinin ilk yasasını Şifa adlı 18 ciltlik ansiklopedisinde açıklayan İbn-i Sina'nın çalışmaları, tıbbın yanı sıra matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını da kapsamaktadır.221 İbn-i Sina felsefe alanında da gerek Doğu gerekse Batı filozoflarını etkilemiştir. Eserleri 12. yüzyılda Latinceye çevrilmiş ve bunun ardından tüm dünyaya yayılmıştır. İbn-i Sina'nın eserleri yaklaşık 8 yüzyıl boyunca dünya kütüphanelerinin baş köşelerinde yer almıştır.222
Hazini (1100-1160)
yüzyılda Türkistan'da yaşamış olan astronom ve fizikçi Hazini, özellikle yerçekimi ve terazilerle ilgili çalışmalarıyla tanınmaktadır.223 Hazini, Newton'dan 500 yıl önce "her cismi yerkürenin merkezine doğru çeken bir güç olduğunu" söylemiştir.224 Roger Bacon'dan yüz yıl önce, Dünya'nın merkezine doğru yaklaştıkça suyun yoğunlaştığı fikrini ortaya atmıştır. Sıvıların yoğunluk ve ısısını ölçmek için aerometreyi kullanan ilk kişidir.225 Ayrıca birçok İslam şehrinde kıblenin nasıl bulunabileceği konusunda çalışmalar yapmıştır. Hazini ışığın kırılma prensiplerini de incelemiş ve gökyüzüne temas eden Güneş ışınlarının Dünya'ya doğrudan doğruya dik olarak değil, kırılarak ulaştığını saptamıştır.
Resimde Hazini'nin cisimlerin havadaki ağırlıklarını hesaplamak için yaptığı beş kefeli hikmet terazisi görülmektedir.
Hazini, kimyasal maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla icat ettiği hassas terazilerle kimya biliminin gelişmesine de vesile olmuştur. Kitab Mizanü'l Hikme (Bilgelik Ölçüsü) adlı eserinde su terazisini bir ölçü aracı olarak tanıtmıştır. İcat ettiği bu teraziye "el-Mizanü'l-Cami" (Toplayan Terazi) ismini vermiştir. Bu terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık ölçümleri, günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlere oldukça yakındır.226 Hazini, Zic-i Sancari (Yıldız Kataloğu) adlı eserinde yıldızlar ve gezegenlerle ilgili bilgilere ve Selçuklu Devleti'nin enlem ve boylamlarına da yer vermiştir. Risale fi'l-Alat (Aletler Hakkında Bilgi) adlı kitapçığında ise gözlem aletlerini konu almıştır.
İbn-i Rüşd (1126-1198)
Batı dünyasında "Averroes" ismiyle tanınan Endülüslü felsefe, fıkıh, matematik ve tıp alimidir. En ünlü felsefi eseri Tehafüt-ül Tehafüt'tür (Çelişkilerin Çelişkileri). Aristoteles'in düşünce sistemini İslam ile kaynaştırmaya çalışmıştır. Batı'da Aristoteles'in bilimsel mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn-i Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercüme edilmesiyle gerçekleşmiş ve eserleri çağlar boyunca Doğu ve Batı düşüncesini etkilemiştir.
Tıp, matematik, felsefe ve fıkıh alimi İbn-i Rüşd.
Kitapları on cilt halinde İtalya'da basılmış ve hem İtalya hem de Fransa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.227 İnsan vücudunu "yaratılışı itibariyle Allah'ın olağanüstü eseri"228 olarak gören İbn-i Rüşd, "incelemek üzere vücudun kesilip parçalara ayrılması imanı kuvvetlendirir" demiştir.229 Nöroloji alanında İbn-i Rüşd, Parkinson hastalığının varlığını ve fotoreseptör özelliklerinin gözün retinasına ait olduğunu ortaya koymuştur.230 Fizik alanında ise İbn-i Rüşd, kuvveti "maddesel bir varlığın kinetik durumunu değiştirmede işin yapılma hızı" olarak tanımlayan ve ölçen ilk kişidir. Ayrıca "kuvvetin etkisi ve ölçümünün, maddesel olarak dirençli bir kütlenin kinetik durumundaki değişiklik" olduğunu iddia eden ilk kişi de İbn-i Rüşd'dür.231
Cezeri (1136-1206)
Batılı kaynakların "Çağın Doruğuna Ulaşmış Müslüman Mühendis" diye tarif ettiği Cezeri, Doğu Anadolu'da Diyarbakır Artuklu Sarayı'nda 32 yıl başmühendislik yapmıştır. Burada ilmi çalışmalar yapan Cezeri, aynı zamanda haberleşme, kontrol, denge kurma ve ayarlama ilmi olan sibernetik ilminin ilk kurucusudur.232 Zamanla gelişerek bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanıyan bu bilim dalı, insanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrol ve denge durumunu inceler.233 Cezeri'nin yaptığı sayısız icat bugün bile hayret uyandıracak niteliklere sahiptir.
Cezeri, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli kilitler ve robotlar gibi pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan "El-Cami' Beyne'l-İlm ve'l-Ameli'n-Nafi fi Sınaati'l-Hiyel" (Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar) adlı kitabın yazarıdır. Eserde yer alan bütün şekilleri kendisi çizmiş ve renklendirmiştir. 20. yüzyılın başından itibaren Batı dünyasında büyük ilgiyle karşılanan bu eser, 1974 yılında "The Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices" (El-Cezeri'nin Ustaca Mekanik Aletler Hakkında Bilgi Kitabı) adıyla Donald R. Hill tarafından İngilizceye çevrilmiştir. Kitabın tercümesine önsöz yazan ünlü bilim tarihçisi Lynn White Jr., birçok keşfin Leonardo da Vinci ve diğerlerinden çok önce Cezeri tarafından yapıldığını belirtmektedir. Sibernetik ilmini kullanarak yaptığı üstün makinelere benzer icatlara, Cezeri'nin vefatından ancak 200-350 yıl sonra başka eserlerde rastlanmaktadır.
Cezeri, Batılı kaynaklarda "Çağın Doruğuna Ulaşmış Müslüman Mühendis" olarak tarif edilmektedir.
Cezeri'nin dünyaca ünlü eserinde otomatik cihazlar, robot filler, kendi kendine öten tavus kuşları, otomatik saatler, ele su döken robot insan ve mühendislikle ilgili birçok aletin yapılışı ve işleyişi hakkında bilgiler verilmiştir. Kitapta 50 aracın ayrıntılı tasarımı çizimleriyle birlikte verilmiştir. Bu araçların 6'sı su saati, 4'ü mumlu saat, 6'sı ibrik, 7'si eğlence amaçlı kullanılan çeşitli sesler çıkaran otomatlar, 3'ü abdest almak için kullanılan otomat, 4'ü kan alma teknesi, 6'sı fıskiye, 4'ü kendiliğinden ses çıkaran araç, 5'i suyu yukarı çıkaran araç, 2'si kilit, 1'i açıölçer, 1'i kayık su saati ve biri de Amid kentinin kapısıdır. Cezeri bu araçlarda kullanılan özel parçaları da büyük bir dakiklikle hazırlamıştır.
İbn-i Baytar (1199-1248)
Botanik, tıp ve eczacılık bilimlerinde önemli bir yere sahip olan İbn-i Baytar, Ortaçağ'ın en büyük botanikçisi ve eczacısı olarak bilinir. Tıp Ansiklopedisi, Tuhaf Filler, Diskorides Açımlaması ve İlaçlar ve Besinler Ansiklopedisi'ni yazmıştır. İbn-i Baytar hayatı boyunca yaptığı yolculuklarda şifalı otlarla ilgili derin bilgiler toplamıştır. Bu bilgileri Baytarname olarak da tanınan İlaçlar ve Besinler Ansiklopedisi'nde bir araya getirmiştir. Bu eserde 200 tanesi daha önce bilinmeyen ve diğer alternatif bitkilerin yerine kullanılabilecek toplam 1400 bitkinin tedavi edici özelliklerini ele almıştır. Tamamen modern metotlarla kaleme aldığı bu kitabında hangi ilaçların yapılabileceğini anlatan İbn-i Baytar, bunları alfabetik olarak düzenlemiştir. İlaçların isimlerinin Arapça, Yunanca, Farsça ve İspanyolca karşılıklarını da vermiştir.234 Avrupa'nın Rönesans döneminde Avusturyalı doğubilimci Sontheimer, Baytar'ın İlaçlar ve Besinler Ansiklopedisi'ni Latinceye çevirmiştir. Bu kitap 19. yüzyıla kadar Batı üniversitelerinde kaynak olarak kullanılmıştır.
Nasirüddin Tusi (1200-1273)
Nasirüddin Tusi, mühendislik ve uzay çalışmalarına yenilikler getiren, trigonometriyi ayrı bir bilim dalı haline getirerek geliştiren büyük bir matematikçidir. Öklid'in Elementler adlı 13 ciltlik kitabının açıklamasını ve eleştirisini yapmıştır.
Nasirüddin Tusi ve bir yazma eseri.
Nasirüddin Tusi, bazı mühendislik problemlerini cebir yoluyla, bazı cebir problemlerini de mühendislik yöntemiyle çözerek matematikte yeni sistemler geliştirmiştir. Matematik alanında Hareketli Küre, Kürenin Açılımı ve Cebir ve Karşılaştırma gibi kitaplar yazmıştır.235 Tusi'nin Meraga'da kurduğu gözlemevi kısa zamanda İslam dünyasının en büyük ve en ünlü gözlemevlerinden biri olmuştur.236 Zaman içinde de dünya tarihinin en büyük ve en ünlü gözlemevlerinden biri olarak kabul edilmiştir.
Tusi, Batlamyus'un Almagest adlı kitabını yorumlayarak evren için yeni ve daha basit bir kuram geliştirmiş, bu çalışmasıyla da Kopernik'in başarılarına zemin hazırlamıştır. Fizik, mühendislik ve uzay çalışmaları konusunda yaptığı yenilikler insanlığın bu alanlardaki gelişmesine katkıda bulunmuştur. Onun kuram ve kanıtları günümüzde bile matematikçilerin takdirini toplamaktadır. Nasirüddin Tusi'nin trigonometri ile ilgili kitabı Batı dünyasında Latince, Fransızca ve İngilizceye çevrilmiş ve birçok bilgin bu kitabı temel alarak yeni teoremler geliştirmiştir.
Amerikalı doğubilimci George Sarton, Nasirüddin Tusi hakkında şöyle demiştir: "Tusi, en büyük Müslüman bilgin ve matematikçilerden biridir."237
El-Kazvini (1203-1283)
Büyük coğrafyacı ve yerbilimci Zekeriya bin Muhammed Kazvini, on beş yıllık bir çalışmanın sonucunda Acaib el-Mahlukat ve Garaib el-Mevcudat (Acayip Yaratıklar ve Garip Varlıklar) adlı bir kitap hazırlamıştır. Bu kitap Farsça, Türkçe ve Fransızcaya çevrilmiştir. Kitap iki ana bölümden oluşur. Birinci bölümde gökyüzü ve uzayla ilgili bilgiler veriliyor, gök cisimlerinin yer ve zamana göre konumları ele alınıyordu. İkinci bölümde ise yerküreyle ilgili temel bilgiler, yeryüzünün jeolojik yapısı, mineraller, bitki ve hayvanlar işleniyordu. Alman araştırmacı Carl Brockelmann'ın "İslam kültürünün en değerli kozmografyası" dediği Kazvini'nin kozmografyası İslam dünyasında en çok okunan eserlerden biriydi. (Kozmografya, gök biliminin, matematik ve fiziğin yalnızca temel kavramlarından yararlanarak en önemli olayları ele alan dalıdır.)
Zekeriya bin Muhammed Kazvini'nin eserinden bir sayfa.
Acaib el-Mahlukat adlı eserin özelliği, Allah'ın birliği ve yaratılışın birliği üzerine kurulu olmasıdır. Evren, mutlak gerçek olan Allah'ın tecellisidir. Allah'ın "Ol" emri evrendeki her şeyin bir anda var olmasını ve yaratılan canlıların kendi aralarında karşılıklı bir ilişkiye sahip olmalarını sağlamıştır. İslam'a göre insan, Allah'ın yaratışındaki hikmeti olabildiğince iyi bir şekilde anlamalıdır. Kazvini, insanın Allah'ın harikulade ve hikmetli yaratışını incelemek, hayretle bunun üzerinde düşünmek ve bunu anlamak için kendisi için mümkün olan en üst seviyede gayret etmesinin önemli olduğunu belirtmiştir. Bu şekilde insan, hem bu dünyanın hem de ahiretin güzelliklerini kazanacaktır.238 Kazvini, Doğu'da ve Batı'da geçmiş bilginlerin bilmedikleri birçok gerçeği ortaya çıkarmayı başarmıştı. Uzay ve coğrafya dallarıyla uğraşan birçok bilgin 16. ve 17. yüzyıllara kadar bu kitaptan yararlanmıştır.239 Kazvini'nin en son kitabı Ülkelerin İzleri ve İnsanların Haberleri ise bir tür insanlık tarihidir.
İbn-i Nefis (1213-1288)
yüzyılda bilimde önemli gelişmelere damgasını vurmuş olan bir başka isim de İbn-i Nefis adıyla tanınan Alaeddin Ali ebi'l-Hazm el-Kureyşi'dir.240 Mucezü'l-Kanun adlı ünlü eserinde İbn-i Nefis pek çok tıbbi açıklamada bulunmuştur. Eserinde özellikle kalbin ve solunum yollarının anatomisini inceleyerek akciğerlerin yapısını ve görevini aydınlatmış, kılcal damarların varlığını ispat etmiştir.241 Eserin en önemli özelliği, İbn-i Nefis'in küçük kan dolaşımını 16. yüzyıldaki Michel Servet'ten 3 yüzyıl önce aynen onun gibi tarif etmesidir. O döneme kadar klasik inanç, anatomide septumun (bir organın iki ayrı bölümünü birbirinden ayıran zar veya duvar) geçirgen olduğu yönündeydi. İbn-i Nefis ise septumun geçirgen olmadığı görüşünü öne sürmüştür. Nitekim sonraki yüzyıllarda septumun geçirgen olmadığı gözlemlerle ispatlanmıştır.242 İbn-i Nefis, kuşkusuz bu önemli keşfiyle tıp tarihinin en büyük isimlerinden biri olmuştur. Ayrıca İbn-i Nefis, gözün yapısı ile görme olayını inceleyerek bunu modern anlamda açıklığa kavuşturmuştur.
İbn-i Batuta (1303-1378)
Büyük bir gezgin olan Batuta, gittiği yerlerde yaşadığı ve gördüğü her şeyi defterine kaydetmiştir.
Batuta, iki yıl boyunca üç kıtaya yaptığı yolculukta gördüklerini yazıya dökmüştür. Onun gezilerinde toplanan bilgiler Marco Polo'nun gezisinden öğrenilenlerden kat kat fazladır. Batuta'nın ölümünden 500 yıl sonra doğubilimciler onun gezileriyle ilgilenmeye başlamış ve kitabını Latince, İngilizce, Fransızca ve Almancaya çevirerek olayları yorumlamışlardır.
İbn-i Haldun (1331-1406)
İbn-i Haldun sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilir. Deneyimleri ve öğrendikleri sayesinde beş ay gibi kısa bir sürede yazdığı Tarihin Önemi Hakkında Mukaddime adlı eseri, yalnız sosyolojinin değil, tüm sosyal bilimlerin temelini atan bir kitap olmuştur.
Sosyolojiye dair dünyanın en tanınmış kitaplarından biri haline gelerek "İbn-i Haldun'un Mukaddimesi" olarak tarihe geçmiştir. Bu kitapta insanlık tarihini etkileyen sosyal gerçekler üzerinde durulur.243 İlk gerçek "tarih filozofu" olarak kabul edilen İbn-i Haldun, tarih felsefesini ilk kez tarihi olaylara dayandırmıştır.
Sosyolojinin kurucusu olarak tanınan İbn-i Haldun.
Kadızade-i Rumi (1337-1421)
Matematik, astronomi ve fıkıh alimi olan Kadızade-i Rumi, Semerkant'ta Timur'un torunu Uluğ Bey'in hocalığını yapmıştır.244 Uluğ Bey de hocası Kadızade'ye büyük önem verip onun için bir medrese ve rasathane yaptırmıştır. Kadızade-i Rumi bu rasathanede yaptığı gözlemler neticesinde eski Yunan bilginlerinin elde ettiği birçok bilginin hatalı olduğunu saptamıştı. Astronomik cetvellerin yeniden düzenlenmesiyle yakından ilgilenmişti. Bu nedenle Kadızade'den zamanının en ciddi ve gerçek astronomu olarak bahsedilir.
Kadızade-i Rumi'nin en dikkat çekici çalışmalarından biri de sinüs 1'i hesaplamasıdır.245 Risale fi İstihrac il-Ceyb Derece Vahide (Birinci Dereceden Çıkarma Üzerine Risale), Şerh-i Eşkal üt-Tesis (Eşkal üt-Tesis Açıklaması), Muhtasar fi'l-Hisab (Hesap Özeti) gibi önemli eserleri vardır. Fethullah Şirvani ve Ali Kuşçu gibi ünlü bilginler de Kadızade-i Rumi'nin öğrencilerindendir.
Mahmud Şirvani (1375-1450)
Osmanlı tıbbının ilk hekimlerinden biri olarak kabul edilen Şirvani, yaşadığı dönem boyunca 11 eser kaleme almış ve tüm eserlerini dönemin devlet büyüklerine ithaf etmiştir.246 Fatih Sultan Mehmet'e ithaf edilen son eseri ve eserleri arasında en önemlisi olan Mürşid, Osmanlı tıbbında göz hastalıklarına ait en hacimli eser olarak bilinmektedir.247 Yazdığı bir başka eser olan Tuhfe-i Muradi ise içerdiği bilgiler nedeniyle Anadolu'da yazılan ilk tıp eserleri listesine alınmıştır. Kitap aslında kıymetli taşlardan bahsetse de, bu taşların tıpta kullanımını anlattığı için tarihçiler tarafından bir tıp kitabı olarak kabul edilmektedir.248 Şirvani'nin eserlerinin 4'ü Arapça, 6'sı Türkçe olarak kaleme alınmıştır. İlk devir Osmanlı tıbbında bu kadar üretken ikinci bir tıp yazarı yoktur.249
Solda 17. yüzyıla ait astronomi çalışmalarını yansıtan bir Osmanlı minyatürü, aşağıda ise Kandilli Rasathanesi arşivlerinde saklanan bir yazma eser görülmektedir.
Şerafeddin Sabuncuoğlu (1386-1470)
Eserleriyle Osmanlı döneminde tıp ilminin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Sabuncuoğlu'nun Türkçe yazdığı ilk cerrahi kitabı olan Cerrahiyyetü'l-Haniyye, cerrahi müdahaleleri ilk kez minyatürle gösterdiği için tıp tarihinde çok ünlenmiştir.250 Zehravi'nin kitabını geliştirerek yazdığı Kitabü't-Tasrif'te aletlerin yanı sıra ameliyatların nasıl yapıldığını gösteren resimler de vardır. İlaçlarla ilgili Mücerrebname adlı bir eseri daha vardır.251
Akşemseddin (1389-1459)
Tıp, astronomi, biyoloji ve matematik gibi bilim dallarında döneminin ünlü bilim adamı olmuştur. Tıp ile ilgili Türkçe yazdığı Maddet'ül Hayat (Hayat Maddesi) ve Arapça yazdığı Hall-i Müşkilat (Güçlüklerin Halli) ve Risalet-ün Nuriye (Nur Risalesi) adlı kitapları ünlü eserlerindendir.252 Maddet-ül Hayat adlı eserinde, "Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur" diyerek bundan beş yüz yıl önce mikrobun tarifini yapmıştır.253 Pasteur'ün teknik aletlerle Akşemseddin'den dört asır sonra vardığı sonucu dünyaya ilk defa haber veren Akşemseddin, seretan (kanser) hastalığıyla da uğraşmıştır.
Sultan II. Murad ve II. Mehmed'e yakınlığıyla tanınan Akşemseddin'in, yaptığı ilaçlarla saray ve çevresinde birçok hastayı iyileştirdiği bilinmektedir. Akşemseddin'in son derece önemli iki büyük tıbbi eseri hala tıp literatüründe önemini korumaktadır.
Uluğ Bey (1393-1449)
Özellikle astronomi ve matematik ilimlerinde çalışmalar yapan Uluğ Bey, genç yaşına rağmen yaşadığı dönemde ilmi çalışmalara önem vermiş ve 1417 yılında astronomi alanındaki çalışmaları genişletmek için medrese yaptırmıştır.
El-Kaşi (ondalık kesri keşfeden Müslüman matematikçi)254 ve Kadızade-i Rumi gibi döneminin en ünlü bilim adamlarını bu medresede toplayan Uluğ Bey'in, sekiz ondalık basamağa kadar doğru olan kesin sinüs ve kosinüs tabloları ve küresel trigonometri formülleri konusunda çalışmaları vardır.
Batılı bilim adamlarının "15. yüzyılın en büyük astronomu" olarak kabul ettikleri Uluğ Bey, astronomi çalışmalarının temelini oluşturan trigonometri ilmi üzerinde geniş çalışmalar yapmış ve büyük eseri Uluğ Bey Zici'ni yazmıştır. Batlamyus'tan sonraki ilk kapsamlı yıldız cetveli olan Uluğ Bey'in Yıldızlar Cetveli 17. yüzyıla kadar astronomi çalışmalarına kaynaklık etmiştir. Bu eserde 1022 yıldızın adı ve konumu gösterilmiştir. John Greaves bu kitabın bir kısmını 1648'de Oxford'da bastırmıştır. İki yıl sonra Londra'da birinci bölümü yayınlanmış, daha sonra ikinci baskısı yapılmış ve 1665 yılında Latinceye tercüme edilmiştir. Daha sonra eserin tamamı Fransızcaya çevrilmiştir.255 Ayrıca Semerkant gözlemevindeki incelemeler, o zamana kadar kesin doğru olarak kabul edilen Batlamyus'un hesaplamalarındaki birtakım yanlışları da ortaya çıkarmıştır.256 Gözlemevindeki gözlemler sonucu elde edilen veriler, Uluğ Bey'in oldukça doğru bir şekilde bir yılın uzunluğunu 365 gün, 5 saat, 49 dakika, 15 saniye olarak hesaplamasını sağlamıştır. Uluğ Bey'in bilim dünyasına diğer katkıları ise Güneş, Ay ve gezegenlerle ilgili elde ettiği verilerdir.257 Batı bilim dünyası Uluğ Bey'e "15. Asır Astronomu" unvanını layık görmüş, Uluslararası Astronomi Birliği de Ay yüzeyindeki bir kratere onun adını vermiştir.258
Döneminin en tanınmış astronomlarından biri olan Uluğ Bey.
Ali Kuşçu (1403-1474)
Türk-İslam dünyasının astronomi ve matematik alimleri arasında ortaya koyduğu eserleriyle büyük bir üne sahip olan Ali Kuşçu, astronominin önde gelen bilginlerinden biri olarak kabul edilir. Özellikle bu iki alanda çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunmuştur.
Fatih Külliyesi'nde bir Güneş saati yapan Ali Kuşçu, İstanbul'un enlem ve boylam derecesini belirlemiştir.259 Ay'ın ilk haritasını çıkaran Kuşçu'nun adı bugün Ay'daki bir bölgeye verilmiştir.
Ali Kuşçu'nun astronomi ile ilgili en büyük eserlerinden biri Risale-i fi'l-Heye'dir (Astronomi Risalesi).260 Matematik ve astronomi alanında derin iz bırakan bu eserde, gök cisimlerinin Dünya'dan uzaklıklarına kadar tüm bilimsel detaylar bulunmaktadır. Farsça yazılmış, daha sonra Arapçaya çevrilmiş, Batı ilminin Türkiye'ye girmesinden sonra da astronomi alanında tercih edilen bir kitap olmuştur.
Ay'ın ilk haritasını çıkaran ünlü Osmanlı astronomu Ali Kuşçu.
Matematik alanındaki büyük eseri Risale-i Hisab'dır (Aritmetik Risalesi). Ayrıca çağının en ileri matematik bilgilerini içeren Şerh-i Zic-i Uluğ Bey (Uluğ Bey'in Yıldız Kataloğu) adlı esere katkılarıyla ün yapmıştır.261 Risaletü'l-Fethiyye adlı eseri ise 19. yüzyılda İstanbul Mühendishanesi'nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde gök cisimlerinin Dünya'dan uzaklıklarına yer vermiş, ayrıca Dünya haritasını da kitabının sonuna eklemiştir. Burada yerkürenin eksenindeki eğikliği 23° 30' 17" olarak belirlemiştir. Bu, günümüz modern astronomi verilerine (23° 27') oldukça yakın bir değerdir.
Molla Lütfi (?-1495)
yüzyılın ünlü matematikçilerinden Molla Lütfi, Taz'ifü'l-Mezbah (Sunak Taşının İki Katının Bulunması Hakkında) adlı kitabında kare ve küp tarifleri, kenarların ve yüzeylerin çarpımı ve karesinin alınması gibi geometri konularını ele almış ve ünlü Delos problemini incelemiştir.262
Mukbilzade Mümin (15. yüzyıl)
Osmanlı dönemindeki önemli ilim adamlarından biri de II. Murad döneminde yetişmiş ve iki önemli eser bırakmış olan Mukbilzade Mümin'dir. Mümin, göz hastalıkları konusuna özel ilgi göstermiş olan Şirvani ile birlikte ilk Osmanlı hekimlerindendir.
Yazarın ilk eseri padişaha ithaf edilmiş olan Zahire-i Muradiye'dir. İkinci eseri Miftahü'n-Nur ve Hazainü's-Sürur da aynı şekilde padişaha ithaf edilmiş önemli bir tıp kitabıdır. Kitapta teşhis ve sağlık bilgisinden genel olarak bahsedildikten sonra göz hastalıklarına dair ayrıntılar anlatılmaktadır.263 Bu önemli eserde baş ve kafatası yapısı ve hastalıkları, göz hastalıkları, göz kapağı rahatsızlıkları, konjonktivit (göz kapağının iç yüzünü kaplayan mukoza zarının iltihabı) ve kornea iltihabı gibi hastalıklar detaylı olarak tarif edilmekte, hastalıklara karşı önlemler ve çözümler anlatılmaktadır.264 Osmanlılarda bütün Darüşşifa vakıflarındaki hekim listelerinde Mukbilzade Mümin'in isminin mutlaka bulunması, dönemin son derece önemli bir hekimi olduğunu kanıtlamakta, aynı zamanda o dönemde göz hastalıklarına verilen önemi de yansıtmaktadır.
Mirim Çelebi (?-1525)
Asıl adı Mahmud bin Mehmed olan Mirim Çelebi, 16. yüzyıl Osmanlı Türkiyesi'nin en önde gelen astronom ve matematikçilerindendir. İstanbul'da doğmuş, medreselerde okumuş, Bayezid'in şehzadeliği döneminde hocalık yapmış ve önemli makamlarda görev almıştır. Ali Kuşçu'dan sonra Osmanlı döneminde geometrinin ilerlemesi için en çok çalışan kişi Mirim Çelebi olmuştur. Matematiğe ve astronomiye dair birçok eser yazmış, Şifa'el-Eskam ve Deva'el-Alam ve Kitab el-Ta'alim fi't-Tıbb isimli iki Arapça eseri Osmanlı tıbbının gelişmesinde büyük rol oynamıştır.
Kadızade ve Ali Kuşçu'nun torunu olan Çelebi'nin en önemli eserlerinden biri, Uluğ Bey'in Zic'ine Farsça olarak yazdığı Düstürü'l-Amel ve Tashihü'l-Cedvel (İşlemin İlkesi ve Tablonun Düzeltilmesi) adlı şerhtir.265 Yazar eserde konuları çeşitli şekillerde anlatmış, örneğin 1 derecelik yayın sinüsünü hesaplamak için çok anlaşılır biçimde 5 ayrı çözüm yolu göstermiştir.
Matematik ve astronomi ile ilgili birçok risalesi bulunmaktadır. Mirim Çelebi, Osmanlı Devleti'nde astronomi ve matematik ilimlerinin ilerlemesi için en çok çalışan Müslüman bilim adamlarındandır.
Seydi Ali bin Hüseyin (1498-1563)
Seydi Ali Reis olarak da tanınan Seydi Ali bin Hüseyin, birçok deniz seferine, özellikle savaşlara katılmış, sonra da Barbaros Hayreddin Paşa'nın hizmetinde çalışmış, astronomi konusunda uzman, büyük bir denizcidir.266 Seydi Ali Reis'in deniz astronomisini ve coğrafyayı gerçekten çok iyi bilen bir bilgin olduğunu gösteren en önemli eseri Kitabü'l-Muhit'tir. Eserde yön bulma, zaman hesabı, takvim, Güneş ve Ay zamanları, pusula bölümleri, çeşitli adaların ve ünlü limanların kutup yıldızına göre yükseltileri, astronomiye ait bazı bilgiler, rüzgarlar, ulaşım yolları, büyük fırtınalar ve bunlara karşı alınacak tedbirler gibi önemli konular yer almaktadır. Konulardan da anlaşıldığı gibi Muhit son derece ilmi ve önemli bir eserdir.267 Seydi Ali Reis aynı zamanda Ali Kuşçu'nun ünlü eseri Fethiyye'yi Hulasatü'l-Heye adıyla çevirmiş ve eklemeler yapmıştır. Gökleri sayarken astronomi terimlerini kullanmış, alemin merkezinin yerin merkezi olduğunu ve ağır cisimlerin yerin merkezine doğru düştüklerini eklemiştir.268 Yazar, bir diğer eseri Mir'at-ı Kainat'ta ise Güneş'in yüksekliği ve yıldızların yerleri, kıblenin ve öğle vaktinin belirlenmesi, daire çemberlerinin, sinüs, kiriş ve tanjantların bulunması ve karşı tarafına geçilemeyen bir nehrin genişliğini ölçme usulü gibi konularda bilgi vermektedir. Alanında çok önemli bilgiler vermiş ve geride çok değerli eserler bırakmış üstün bir denizci ve astronomdur.269
Takiyüddin (1521-1585)
yüzyılın en büyük astronomlarından biridir. Devletten görev almak üzere Kahire'den İstanbul'a gelmiş, matematik bilimindeki ustalığı nedeniyle Sultan'a tanıtılmış ve onun büyük yardımıyla rasathane kurmuştur. İstanbul Rasathanesi'ni kuran Takiyüddin, gök cisimleriyle ilgili ölçüm yapmak için kullandığı dokuz usta alet inşa etmiş ve bunlar 16. yüzyılın en mükemmel gözlem araçları olmuştur. Bu araçlardan biri olan "libne", yıldızların meridyen geçişlerini gözlemekte kullanılan bir duvar kadranıdır. Bu aletle o dönemde gök cisimlerinin ekvatoral koordinatlarının hesaplanması mümkün olmuştur.
Takiyüddin'in en önemli eseri Sidretü'l-Münteha'dır. Bu eserde Güneş parametreleri üç gözlem noktası yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Takiyüddin, Tycho Brahe ve Kopernik dışında dünyada bu yöntemi kullanan üçüncü kişidir. Benzer sonuçlara ulaşmalarına rağmen Takiyüddin'in Güneş parametreleri konusunda yaptığı hesaplamalar 16. yüzyıldaki en doğru hesaplamalar olarak tarihe geçmiştir.
Takiyüddin eserlerinde "saatlerden" astronomik bir araç olarak bahsetmiştir.271 Bu saatlerin en önemli özelliği dakika ve saniyeyi dakik olarak hesaplamasıdır. Avrupa'da dakika ve saniye gösteren saatin yapılma tarihi ile Takiyüddin'in bu mekanizmadan bahsetmesi aynı döneme rastlar.
Takiyüddin, Haridetü'd-Dürer ve Feridetü'l-Fikr (İnciler Topluluğu ve Görüşlerin İncisi) adlı küçük bir zicinde ondalık kesirleri kullanmış ve bu konu hakkında bilgi vermiştir. Bir başka deyişle, ondalık kesirler Avrupa'da tanınmasından çok önce Takiyüddin tarafından sadece tanıtılmamış, kullanılmıştır da.272 Takiyüddin'in optik alanındaki çalışmaları da optik biliminin temel bilgilerini oluşturmuştur. Optik biliminde ulaştığı yüksek düzey, 17. yüzyıla kadar Batı'da güncelliğini koruyan tartışmalarla paralellik göstermiştir.273 Bütün bunlara bakarak, Takiyüddin'in dünyada "ilk"leri gerçekleştiren bilginlerden biri olduğu açıkça görülmektedir.
Katip Çelebi (1609-1657)
İstanbullu Katip Çelebi bir yandan bilimle uğraşmış, bir yandan da devlet büyüklerinin çocuklarına özel ders vermiştir. Arapça, Farsça ve Latince bilen Katip Çelebi'nin eserleri birçok yabancı dile çevrilmiştir. En önemli eseri olan Keşfü'z-Zünun, 10.000 İslam yazarının 14.500 eserini birer birer sayan bir bibliyografya sözlüğüdür. Türkçe yazılmış coğrafya kitaplarının en önemlisi olan Cihannüma, çok değerli bir Osmanlı tarihi kitabı olan Fezleke, Türk-Osmanlı denizcilik tarihini anlatan Tuhfetü'l-Kibar ve dünya tarihini anlatan Takvimü't-Tevarih en ünlü eserlerindendir.274 Coğrafya ve astronomi alanındaki Cihannüma adlı eserinde Dünya üzerindeki 5 kıtayı 6'ya bölmüş ve her biri hakkında genel bilgiler vermiştir (Avrupa, Asya, Amerika, Avustralya ve Kutup bölgeleri). Eserde yeryüzünün küre şeklinde olduğunu ispat için çeşitli deliller verilmiş ve Japonya'dan Erzurum'a kadar bilinen bütün bitkiler ve hayvanlar hakkında bilgi verilmiştir. Cihannüma aynı zamanda Osmanlıların üç kıtadaki hakimiyeti, şehir ve kasabaları hakkında hiçbir yerde bulunmayan değerli bilgileri içeren ilk ve yegane sistematik coğrafya kitabıdır.275
Hezarfen Ahmed Çelebi (17. yüzyıl)
Kuşların uçuşunu inceleyerek hazırladığı kanatların dayanıklılık derecesini ölçmek için Galata Kulesi'nden kendini boşluğa bırakarak kanatlarını hareket ettiren Ahmed Çelebi, Boğaz'ı aşmış ve Üsküdar tarafına inmiştir. Kendi yaptığı kanatlarla uçmayı başaran ilk insanlardan biri olması ve geniş bilgisinden dolayı halk arasında "bin ilim" anlamına gelen "Hezarfen" lakabıyla anılmıştır.
Hezarfen Ahmed Çelebi, bugünkü hava taşıtlarının ilkel şeklini gerçekleştirmiş ve Türk havacılık tarihinin önemli simalarından olmuştur.276
Sonuç
Bu bölümde bilimsel alanda yaptıkları birbirinden değerli çalışmaları ele aldığımız Müslüman bilim adamlarının ortak özelliği, Yüce Rabbimiz'in sonsuz ilminin delillerini inceleyip O'nun kudretini daha iyi kavrayabilmek için çalışmalarıdır. Sadece bir kısmına yer verebildiğimiz bu bilim adamları yalnızca bilimsel çalışma yapmakla yetinmemiş, evrendeki delilleri gördükçe Allah korkuları artmış ve insanlara Allah'ın mutlak varlığını tanıtmak için çalışmalarını büyük bir şevkle sürdürmüşlerdir. İlmin Müslüman öncüleri, Yüce Rabbimiz'in yarattığı muhteşem mekanizmaları gözler önüne sererken, aynı zamanda tabiatı ilahlaştıran (Allah'ı tenzih ederiz) batıl dinleri de yok etme amacını gütmüşlerdir. Kuran ayetlerinde yer alan bilgileri incelemiş, bunların sırlarını keşfetmek için bilimi doğru bir şekilde kullanmışlardır. Kuran'ın bilime yol göstermesini örnek alarak bu araştırmalar sonucunda elde ettikleri bilimsel bulguları tüm insanların hizmetine sunmuşlardır. Müslüman bilim adamlarının bu öncülüğü günümüzde tüm Müslümanlara örnek olmalıdır. Bu, Rabbimiz'in yaratılış delillerini tüm insanların yaygın şekilde bilmesine ve Allah'ın izniyle din ahlakının yaygınlaşmasında olumlu gelişmelerin yaşanmasına vesile olacaktır.
Müslüman bilim adamlarının ortak özelliği, Allah'ın yarattıklarını inceleyip O'nun sonsuz gücünü, kudretini ve ilmini insanlara tanıtmak için çalışmalarıdır.