Kuran Yalnızca Arap Yarımadasına mı İndi? Yoksa Evrensel mi?
Allah’ın kelamı Kuran’ın yalnızca Arap yarımadasına yönelik olarak indirildiği ve bundan dolayı yalnızca Arapları ilgilendiren ve yalnızca onları sorumluluk altına sokan bir Kitap olduğuna yönelik bazı iddialar mevcuttur…
Mantık örgüsünden ve iyi niyetten yoksun bu iddianın sahipleri , özellikle Şura suresi 7.ayeti ve Enam suresi 92. ayeti delil olarak gösterirler. Bu ayetlerin gelenekçi mantıkla yapılmış meallerinde gerçekten sanki Kuran’ın yalnızca Mekke ve çevresine indirildiği gibi yanlış anlamlar verilmekte ve bu da çok vahim bir hataya sebep olmaktadır. Bu iki ayetin arapça orijinalinden kelime çözümlemeleri yaptığımızda görüyoruz ki, metinde asla olmadığı halde Mekke şehri meale sokularak, sanki evrensel bir kitap olan Kuran dar bir coğrafyaya hapsedilmeye çalışılmıştır..
1).Önce Şura 7’ye bakalım…
Ve kezâlike evhaynâ ileyke kur’ânen arabiyyen li tunzire ummel kurâ ve men havlehâ ve tunzire yevmel cem’i lâ reybe fîh(fîhi), ferîkun fîl cenneti ve ferîkun fîs saîr(saîri).
- ve kezâlike : ve işte böyle, böylece
- evhaynâ : biz vahyettik
- ileyke : sana
- kur’ânen : Kur’ân
- arabiyyen : Arapça
- li tunzire : uyarman için
- umme el kurâ : şehirlerin anası değil…..
Ummul Kura = kentlerin hepsi
Aynı aşağıdaki örneklerde olduğu gibi,
Ummul nucum = samanyolu (yıldızların hepsi)
Ummul Kuran = Kuranın tamamı
Ummul şer = dünyadaki tüm kötülükler
Ummul heyr = dünyadaki tüm iyilikler
- ve men : ve kimse(ler)
- havle-hâ : onun etrafında
- ve tunzire : ve uyarırsın
- yevme el cem’i : toplanma günü
- lâ reybe : şüphe yoktur
- fî-hi : onun hakkında
- ferîkun : bir kısım, bir grup
- fî el cenneti : cennette
- ve ferîkun : ve bir kısım, bir grup
- fî es saîri : alevli ateş içinde, cehennemde
Klasik gelenekçi ekol meallerinde ayette geçen, umme el kurâ kelimesi çok yanlış bir şekilde Mekke şehri ve çevresi diye anlamlandırılmış ve dolayısıyla ayetin aşağıdaki şekliyle anlamı daraltılmıştır. Bu yanlış meallerde genel olarak şöyle denir…
ar: وَكَذَٰلِكَ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا لِّتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنذِرَ يَوْمَ ٱلْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِى ٱلْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِى ٱلسَّعِيرِ Diyanet Vakfı :Şehirlerin anası (olan Mekke’de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur’an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir.
Diyanet Vakfı
Ama orijinalinde olmayan Mekke kelimesinin ayete dahil edilmediği meallerde ise anlam şu şekildedir…
İşte böyle! Biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, tüm şehirleri ve çevresindekileri uyarasın. Ve toplama günü konusunda da uyarıda bulunasın. Hiç kuşku yok o günde. Bir bölük cennettedir, bir bölük ateşte.
- Şimdi de Enam suresi 92. ayete bakalım…
Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârakun musaddıkullezî beyne yedeyhi ve li tunzire ummel kurâ ve men havlehâ, vellezîne yu’minûne bil âhirati yu’minûne bihî ve hum alâ salâtihim yuhâfizûn(yuhâfizûne).
- ve hâzâ : ve bu
- kitâbun : bir kitap
- enzelnâ-hu : onu indirdik
- mubârakun : kutsal, mübarek
- musaddıku ellezî : onları doğrulayan, tasdik eden
- beyne : arasında
- yedey-hi (beyne yedey-hi) : onun iki eli: (elleri arasında (önlerinde))
- ve li tunzire : ve uyarman için
- umme el kurâ : şehirlerin anası değil..
Ummul Kura = kentlerin hepsi
Aynı aşağıdaki örneklerde olduğu gibi,
Ummul nucum = samanyolu (yıldızların hepsi)
Ummul Kuran = Kuranın tamamı
Ummul şer = dünyadaki tüm kötülükler
Ummul heyr = dünyadaki tüm iyilikler
- ve men havle-hâ : ve onun etrafındakiler
- ve ellezîne : ve onlar
- yu’minûne : iman ederler
- bi el âhırati : ahirete
- yu’minûne : îmân ederler
- bi-hi : ona
- ve hum : ve onlar
- alâ salâti-him : namazlarını
- yuhâfizûne : muhafaza ederler
Çok net olarak görüleceği gibi, yine önceki ayette de geçen umme el kurâ kelimesi Mekke diye anlamlandırılırsa aynı yanlış tekrarlanır ve meal şu hali alır…
ar: وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَهُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ Diyanet İşleri (eski) : Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap’dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.
Diyanet İşleri (eski)
Yine ayetin orijinalinde olmayan Mekke kelimesinin ayete dahil edilmediği meallerde ise anlam şu şekildedir…
Bu da bizim, kentlerin/medeniyetlerin tümünü uyarman için indirdiğimiz bir Kitap. Kutsal-bereketli, kendinden öncekini doğrulayıcı. Âhirete inananlar, ona da inanırlar ve onlar namazlarına devam ederler.
Allah’ın kelamı olan Kuran’ın tüm çağlara bakan ve tüm insanlığa gönderilmiş bir şifa kaynağı olduğu bizzat Kuran’ın çok açıkça bir iddiası iken, bu kadar dar ve yanlış yorumlar yaparak onu yalnızca Arap kavmine gönderilmiş gibi düşünmek gerçekten çok vahim bir hatadır. Ayrıca Sebe Suresi 28. ayette “biz seni BÜTÜN İNSANLARA ancak uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderdik” diye bildirilmektedir.
Enam suresi 19. ayet bile tek başına Kuran’ın ulaştığı tüm insanlığı uyaran bir kitap olduğunun ispatıdır. Kuran, ona ulaşan her bir insanı etnik kökenine, rengine, diline, cinsiyetine bakılmaksızın İlahi gerçeğe ulaştıran ve iki dünyasında gerçek mutluluğu yaşamasını temin edecek kural ve gerçekleri içerir.
Enam suresi 19.ayet…
ar: قُلْ أَىُّ شَىْءٍ أَكْبَرُ شَهَٰدَةً قُلِ ٱللَّهُ شَهِيدٌۢ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِىَ إِلَىَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ لِأُنذِرَكُم بِهِۦ وَمَنۢ بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ ٱللَّهِ ءَالِهَةً أُخْرَىٰ قُل لَّآ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ وَإِنَّنِى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ Yaşar Nuri Öztürk : Sor: “Tanıklık bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allah tanıktır. Bu Kur’an bana vahyolundu ki, onunla SİZİ ve ULAŞTIĞI HERKESİ uyarayım. Siz gerçekten Allah’ın yanında başka ilahların bulunduğuna tanıklık ediyor musunuz?” De ki: “Ben buna tanıklık etmiyorum.” De ki: “O, sadece tek bir tanrıdır! Ve ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım!”
Yaşar Nuri Öztürk
Söz konusu kelime için kaynaklar…
- “-b8- And it signifies also The source, origin, foundation, or basis, (S, M, Msb, K,) of a thing, (S, Msb, [in the former of which, this is the first of the meanings assigned to the word,]) or of anything; (M, K) its stay, support, or efficient cause of subsistence. (M, K.) ― -b9- Anything to which other things are collected together, or adjoined: (IDrd, M, K:) anything to which the other things that are next thereto are collected together, or adjoined: (Lth, T:) the main, or chief, part of a thing; the main body thereof: and that which is a compriser, or comprehender, of [other] things: (Ham p. 44:) the place of collection, comprisal, or comprehension, of a thing; the place of combination thereof. (En-Nadr, T.) ― -b10- And hence, (IDrd, M,) The head, or chief, of a people, or company of men; (IDrd, S, M, K;) because others collect themselves together to him: “
An Arabic-English Lexicon. London. Williams and Norgate. 1863.
- elif mim mim kökünden umm ve türevleri
http://corpus.quran.com/qurandictionary.jsp?q=Amm#(42:8:5)
a community – The Quranic Arabic Corpus – Quran Dictionary
The translations below are brief glosses intended as a guide to meaning. An Arabic word may have a range of meanings depending on context. Click on a word for more linguistic information, or to suggestion a correction.
CORPUS.QURAN.COM