Kuran’ın Arapça Kökenli Olmayan Kelimeler ve Kavramların Etimolojisi Üzerinden Anlaşılması Gerekliliğini Öne Süren Oryantalist İddialara Cevap
Allah’ın kelam Kuran, Arapça dil üzerine gönderilmiş vahyi kapsayan bir metindir. Kuran’ı Arapça dilini, Kuran’ın vahy edildiği çağdaki şekliyle bilen ortalama zeka seviyesinde her insan çok net anlayabilir.
Bu iddia yalnızca subjektif bir iddia olmaktan çok, bizzat Allah kelamının kendisini izah eden ayetleriyle nettir. Bu metnin kendisi bu anlamda, böyle bir iddiayı çeşitli ayetlerde bize bildirir.
Neticede bu iddiayı ortaya atan Kuran, o çağda yaşayan insanlar tarafından da test edilmiş olmalıdır. Yani şu çağ için düşünürsek, bir metin var ve bu metin kendisinin çok net ve anlaşılabilir olduğu iddiasında. Muhatabının bu metni anlamıyor olması durumunda zaten en başında hayatla çelişen bir durum oluşurdu. Bu akla aykırı bir durumdur.
Allah Kuran’ı kıyamete kadar koruyacağını bildirmiştir. Kuran’ın kıyamete dek geçerli olduğunu ve korunacağını bilen müminler bunun huzur ve güvenini yaşarlar. Kuran, insanın her hükmünden, her emrinden kesin olarak emin olduğu, vicdanı hür ve rahat bir şekilde, tabi olacağı bir kitaptır. İnsanların böylesine “emin” bir yol göstericisinin olması Allah Katından verilmiş çok büyük bir nimet ve rahmettir.
Allah bir kolaylık olarak, insanların daha kolay kavrayıp anlayabilmeleri için Kuran’da ayetleri çeşitli şekillerde açıklamıştır. Allah Kuran’ın bu üslubunu ayetlerinde şöyle bildirir:
“Andolsun, Biz onlara bir Kitap getirdik; iman edecek bir topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olmak üzere bir bilgiye dayanarak onu çeşitli biçimlerde açıkladık.” (Araf Suresi, 52)
“Bak, iyice kavrayıp-anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz?” (Enam Suresi, 65)
Allah’ın bu hükümlerine rağmen, insanların genel olarak düştükleri önemli hatalardan biri, Kuran’ın her insan tarafından anlaşılır olmadığını düşünmeleridir. Çoğu insan Kuran’ın okunması, anlaşılması ve yaşanabilmesi için uzun yıllar süren bir eğitime ihtiyaç olduğunu zanneder. Bu yargıya varan kişilerin büyük bir kısmı ise bir kez bile Kuran’ı okumamıştır aslında. Veya okumuştur ama anlamayı denememiş, daha başından ayetleri anlamayacağı yönünde kendini şartlandırmıştır.
Halbuki Kuran, Allah’ın ayetlerinde bildirdiği gibi apaçıktır. Bu yüzden de samimi olarak Kuran’ı okuyan her insan onu kolaylıkla anlayabilir. Kuran’ın dilinin son derece anlaşılır olması insanlar için çok büyük bir nimettir. Nitekim Allah insanların Kuran’ı rahatlıkla okuyup anlamaları için kolaylaştırdığını bir ayetinde şöyle bildirir:
“Biz bunu (Kuran’ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.” (Meryem Suresi, 97)
Allah, rahmetinin ve merhametinin bir sonucu olarak, insanların anlayışı için dinini bu kadar kolaylaştırmışken, insana düşen sadece Allah’ın bildirdikleri üzerinde düşünmek ve onları uygulamaktır. Ne var ki, pek çok insan böylesine kolay bir yol varken, zor olanı tercih etmektedir. Kendilerine yanlış yol göstericiler aramakta, yaşamlarının amacını öğrenebilecekleri, ebedi kurtuluşlarına vesile olacak Kuran’dan uzak yaşamaktadırlar.
Allah’ın kelamı Kuran’ın kendi iddiasının aksine, anlaşılmaz kılmak anlamında iki ana ekolun uzun ve gayretli çalışmaları vardır. Bunlardan biri maalesef yerli (!) bir iddia olan, Kuran’ın rivayet kültürünün bilinmesiyle ancak anlaşılabileceğine inanan gelenekçi ekoldur. Bunlara göre, Kuran’ı anlamak o kadar da kolay değildir. Hadis, sebebinüzul vs gibi ayrıca bilgilere ihtiyaç vardır. Bu konu, makalemizin konusu olmadığı için üzerinde durmuyorum. İkinci ekol ise, özellikle ateist ve hristiyan/yahudi oryantalistlerin iddiasıdır. Bu görüşe göre, Arapça zaten Arami-Süryani temelli bir dildir. Yani Arapçaya bu dillerden girmiş kelimelerin etimolojisine gönderme yapmadan bu metin zaten anlaşılamaz. Buna göre Kuran’da geçen hemen hemen her kelime etimolojik temeline göre anlamlandırılmalıdır.
Samimiyetten yoksun bu tarz oryantalist iddiaların amacı, Kuran’ın bizzat kendi iddiası olan apaçık ve anlaşılabilir olma özelliğinin önüne sert bir perde çekmekten başka birşey değildir.
Yalnızca Kuran için değil, şimdiye kadar yazılmış tüm metinleri anlama usulleri anlamında da tutarsız bir zorlamadır bu. Kelimelerin metnin yazıldığı çağdaki anlamlarının bilinmesi yeterlidir. Etimolojik tartışmalar, o metni daha iyi anlamaya yaramaz, tamamen anlaşılmaz kılar. Çünkü her dilin, zamanla değişen ve anlam kaymaları oluşturan özellikleri vardır. Bunu tek bir örnekle açmaya çalışalım. Mesela en fazla yirmi yıl öncesinde ” iğfal etmek ” fiili, kandırmak anlamında kullanılıyordu. Oysa şimdi neredeyse tamamen tecavüz etmek anlamında kullanılıyor.
Mesela bugün, herhangi bir savcı iddianamesinde bu kelime geçse bunun anlamı tecavüz suçudur. Doğru olan da bugünkü anlamıdır. Ama kelimenin etimolojisine göre iddianameyi okuyan bir yargıç, pekala bunu adam kandırma olarak anlayabilir. Demek ki mühim olan, kelimenin yazıldığı çağdaki anlamıdır. Bu basit ve tek bir örnek bile, oryantalistlerin bu samimiyetten uzak argümanlarını çürütmektedir.
Oryantalistler bir takım Kuran-i kavramları anlamak için Aramice’ye, Süryanice’ye, Tevrat’a, İncil’e, Farsça’ya veya Yunanca’ya başvurmak yerine Kuran’ın bizzat kendisine başvursaydı bu kelimelerin ne anlama geldiğini daha kolay ve pratik bir yöntemle öğrenmiş olurdu. Böyle bir yöntemi takip etmek için ille de Kuran’a inanmak gerekmez. Eğer Kuran objektif bir gözle incelenirse; dil’i çok hassas bir şekilde kullandığı, kelimeleri özenle seçtiği, herhangi bir ayetteki bir kelimenin anlamını bir başka ayetle açıkladığı rahatlıkla görülebilir. Öyle ki, eğer Kuran’ın kelimeleri, çeşitli kullanımları ve kökü dikkate alınarak Kuran içinde karşılaştırmalı bir analize tabii tutulursa, birçok ayet hiç başka bir kaynağa veya dile başvurmadan anlaşılabilir. Kuran, gerçekten de kendi kendisini açıklayan ve Allah’ın öğrettiği bir kitaptır.
Bu konuyu çok daha geniş olarak gösteren ALINTI bir örneği de paylaşıyorum:
Farz edin ki bir internet sitesinde şu haberi okudunuz:
“Arabistan çölünden gelen Şeyh Osman etrafında yedi aptal ile Şirin Turkey adlı otelin restoranında sekiz litre vişne şarabı içtikten sonra otelin büyük salonundaki nişan töreninden çıkan adamın kolundaki ukala kıza ve babasına dönerek: “Kızım çok şanslısın. Senin nişanlın hem bodur, hem kel, hem serbest meslek sahibi, hem de cimri. Onu kıskanmana gerek kalmayacak. Allah evlenmenizi nasip etsin! Mesut kılsın!” dedi.”
Samimiyetten uzak bir oryantalist, Türkçeye Arapça, Farsça, Moğulca ve hatta İngilizceden birçok kelime geçtiğine dikkatinizi çektikten sonra etimolojik bilgisini kullanarak şu analizleri ve spekülasyonları yapacaktır:
Şeyh: Arapça. Yaşlı, ihtiyar anlamındadır.
Osman: Arapça. Yılan yavrusu.
Aptal: Arapça. Bedeller. Kalender. Dilenci
Turkey: İngilizce. Hindi.
Şarap: Arapça. Meşrubat, içecek.
Nişan: Ermenice. Simge, özellikle haç.
Ukala: Arapça. Akıllılar
Serbest: Farsça. Baş bağı; bağlı, belgeli.
Cimri: Farsça. Soysuz, alçak.
Kıl: Moğulca. Kuyruk kılı
Yukarıdaki bilgileri paylaştıktan sonra oryantalist, yukarıdaki haberin “asıl” anlamını şu saçma anlamına çevirir:
“Arabistan çölünden gelen yaşlı yılan yavrusu etrafında yedi dilenci ile Şirin Hindi adlı otelin restoranında sekiz litre vişne suyu içtikten sonra otelin büyük salonundaki haç töreninden çıkan adamın kolundaki akıllı kıza ve babasına dönerek: “Kızım çok şanslısın. Senin haçlın hem bodur, hem kel, hem belgeli meslek sahibi, hem de soysuz ve alçak. Onu kıskanmana gerek kalmayacak. Allah evlenmenizi nasip etsin! (Babasına baktı ve) Mesut sen kıl adamsın!” dedi.
Yeryüzünde konuşulan veya sosyolojik olarak yokolmuş tüm diller diğer dillerden evrilmiş ve/veya etkilenmişlerdir. Her dil yakın coğrafyada kendine yer bulmuş diğer dillerden elbette ki, bazı kavram ve kelimeler anlamında karşılıklı çeşitli yoğunlukta geçirgenlik gösterirler. Ama bu dilde yazılmış metinleri ki, buna Kuran da dahildir. Etimolojik kökenine göre anlam vermeye çalışmak, bu İlahi mesajın anlaşılmaması adına yapılmış çok samimiyetsizce bir harekettir…