Müminlerin konuşmalarına yansıyan bir başka güzel ahlak özelliği de 'nefisleri ve hevaları adına konuşmaktan titizlikle kaçınmaları'dır. İman edenler nefsin insanı daima Allah'ın razı olmayacağı davranışlara sürüklemeye çalıştığını bilirler. Bu nedenle nefislerinin kendilerine telkin ettiği şekilde değil, vicdanlarının ilham ettiği şekilde konuşurlar. Kuran'da müminlerin bu ahlakına Yusuf Peygamberin tavrı örnek verilmiştir. Kendisine iftira edildiği ve bundan dolayı yıllarca haksız yere zindanda kaldığı halde Yusuf Peygamber nefsin insanı daima kötülüğe çekeceğini söyleyerek nefsini savunmaktan kaçınmıştır:
(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbim'in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir.
Hevadan konuşmak, insanın Allah'ın rızasını gözetmeden sırf kendi isteklerini, bencilce duygularını düşünerek yaptığı konuşmalardır. Cahiliye toplumlarında insanlar hiç düşünmeden konuşurlar; amaçları o anda içlerinden gelen duyguları doğrultusunda hareket etmektir. Örneğin hata yapan bir insana karşı hemen bir kızgınlığa kapılabilir ve bu kızgınlıkla konuştukları içinde ters, öfkeli ve kırıcı bir üslup kullanırlar. Oysaki böyle bir durumda Allah'ın razı olacağı umulan konuşma şeklinin yapılan hataya karşı şefkatle yaklaşıp karşı tarafa o hatayı açıklamaya ve düzeltebilmesi içinde yol göstermeye yönelik olması gerekir. İşte böyle bir durumda müminler hemen vicdanlarına başvurur ve Kuran ahlakına en uygun olan söz ne ise onu söylerler. Nezaketli ve saygılı bir üslup kullanmak Müminler yine güzel ahlaklarının bir gereği olarak konuşmalarında son derece 'nezaketli ve saygılı bir üslup kullanırlar'. Karşılarındaki kişinin yaşı, kültür düzeyi, zekaya da akıl seviyesi, zengin ya da fakir olması onların bu üslubunu değiştirmez. Çünkü onlar Kuran ahlakını, Allah'ın rızasını kazanabilmek için yaşarlar. Karşılarındaki insanları müstakil birer varlık olarak düşünüp, her birine ayrı bir tavır ile yaklaşacak olurlarsa, Kuran ahlakını gereği gibi yaşayamamış olacaklarını bilirler. Bu nedenle karşılaştıkları her insanın, Allah'ın dünya hayatında kendileri için yarattığı imtihanın bir parçası olduğunu bilirler ve İslam ahlakını temsil etmenin şuuruyla hareket ederler. Her birinin sözüne en saygılı, en güzel şekilde karşılık vermeye çalışırlar; yoldan geçerken karşılarına çıkan bir simitçiye de, bak kalda çalışan çırağa da, işyerlerindeki çalışanlara da, eşlerine ve çocuklarına da hep aynı saygıyla yaklaşırlar. Kuran'da müminlerin bu ahlakı şöyle bir örnekle vurgulanmıştır:
Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah herşeyin hesabını tam olarak yapandır.
Bunun yanında kendilerine karşı ters ya da saygıya uygun olmayan bir üslup kullanan insanlara da aynı ölçülü üsluplarıyla karşılık verirler. Allah Katında üstünlük kazandıracak olan davranışın, böyle bir anda da güzel ahlakı sürdürebilmek olduğunu bilerek konuşurlar. Allah bir ayetinde bu tavrın üstünlüğünü şu sözlerle açıklamıştır:
Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.