İnsanlar için en rahat, en ferah yaşam biçimi, en mükemmel ahlaki ve sosyal model Kuran'da tarif edilir. Dinin özü Allah'a karşı gönülden teslimiyete, O'nun emirlerine tam itaate, herşeyin Allah'ın iradesi ve kontrolünde olduğunun bilincinde bir yaşam sürdürmeye dayanır. İşte bu nedenle, İslam ahlakının getirdiği güzellikler, kolaylıklar, nimetler, sunduğu mükemmel hayat tarzı ne olursa olsun, kibir, büyüklenme, kendini beğenmişlik, kıskançlık gibi kişilik bozukluklarına sahip olanlar vicdanları kabul etse dahi, iman etmeye ve inananlarla birlikte olmaya yanaşmazlar. Onların bu durumu Kuran'da şöyle açıklanır:
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.
Kuran'da "müşrikahlakı" şeklinde tanımlanan bu çarpık mantıktaki kişilerin Allah'a ve Kuran ahlakını yaşamaya davet edildiklerinde nefretle dolduklarından bahsedilir:
Onlara: "Rahman (olan Allah)a secde edin" denildiği zaman, "Rahman da neymiş? Biz senin bize emrettiğine mi secde edecekmişiz?" derler ve (bu) onların nefretini arttırır.
İnkarcıların Allah'ın ayetlerine, dolayısıyla İslam'a ve müminlere karşı kin ve nefretleri başka pek çok Kuran ayetinde şöyle bildirilir:
Allah, inkâr edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiçbir hayra varamadılar. Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır.
Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar. (Zümer Suresi, 45) İnkar edenlerinki bir ve büyüklenmelerinden doğan bu kin ve nefretleri, müminlere karşı sürekli bir karşıtlık içinde olmalarına sebep olur. Karşılarında tek bir gerçek mümin görmekten bile huzursuz olan bu kimseler inananları kendi akıllarınca yollarından saptırmaya, kendi cahiliye sistemlerine döndürmeye çalışırlar. İman edenlerin başlarına zorluk ve sıkıntı gelmesini, hatta yok olup gitmelerini arzu ederler. Elbette bunlar hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir, çünkü Allah daha en baştan müminleri zaferle, galibiyetle yaratmıştır. Kuran'da inkar edenlerin bu beyhude çabalarından şöyle söz edilmektedir:
Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinme Cevaplar yin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.
Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.
Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa, size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkâr etmenizi içten arzu etmişlerdir.
Kuran ahlakının yaşanmasıyla ortaya çıkan modelden birtakım çıkar çevrelerinin rahatsız oldukları kuşku götürmez bir gerçektir. O güne kadar, hırsızlığı, tefeciliği, fakir ve mazlum halkı sömürmeyi kendilerine menfaat kapısı edinmiş olanlar; çeşitli makam ve mevkileri ehil olmadıkları halde kendi çıkarları doğrultusunda istismar edenler; fuhuş ve ahlaksızlığı yaşam biçimi ya da geçim şekli haline getirmiş olanlar; birtakım çarpık ideolojilerin piyonluğunu yapanlar, elbette ki İslam'ın getirdiği sosyal adalete, dürüstlüğe, hakka ve eşitliğe dayalı yaşamı kabullenmek istemezler. Böyle bir ahlaki modelin yayılmasını ve gelişmesini engellemek, hatta onu yok etmek için her türlü yola başvurabilirler.
Bu saydıklarımızdışında, daha önce söz ettiğimiz münafıkların bir kısmı, müminlere karşı inkar edenleri kışkırtmak, onlar hakkında bilgi toplamak, onların arasını açmak için başlangıçta inanan topluluğun arasına girerler. Fitne çıkarmak, kendi düşük akıllarınca dinin hükümlerini saptırmak için çaba gösterirler:
İnsanlardan öyleleri vardır ki:
"Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır. Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesat çılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.
Münafıklar, inkarcılarla işbirliği yaparak, sinsi bir şekilde mücadelelerine devam ederler. Kuran'ın pek çok ayetinde bunların karakter ve kişilik yapıları, bakış, konuşma ve davranış bozukluklarına varıncaya kadar tarif edilmektedir. Haklarında Münafikun Suresi indirilmiştir. Bu sure de, münafıkların gerçekten müminlere düşman bir topluluk oldukları bildirilir:
Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.
Bunlar, Allah'ın günden güne müminlere nimetlerini yaymasını, güç ve imkanlarını, heybetlerini, güzelliklerini artırmasını haset içinde izleyen, inananların kalitelerini, toplum içindeki saygınlıklarını kıskanan, aşağılık kompleksi içindeki insanlardır. Bu yüzden müminlere içten içe kin ve nefret duyarlar, bir yandan da onlardan korkarlar. Kuran'da münafık karakterinin bazı detayları şöyle tarif edilir:
... Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki:
"Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
Kuran'da mümin topluluğuna ve en başta da peygamberlere karşı her dönemde bir karşı çıkma ve saldırı olduğu belirtilir. Gerçek müminleri en başta küfrün ileri gelenleri teşhis eder. Örneğin Musa Peygamberi ilk olarak Firavun, İbrahim Peygamberi Nem rud teşhis etmiştir. Bütün peygamberlerin hayatı küfre ve onun önde gelenlerine karşı mücadele etmekle geçmiştir. Bu, Allah'ın bir kanunu olarak her devir de tekrarlanmıştır. İşte böyle; Biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
Dolayısıyla bir mümin topluluğunun karşıtlarının olması, onlara iftira ve yalanlarla saldırılması, haklarında komplolar kurulması, Kuran'a göre onların samimiyetinin ve doğru yolda olduklarının en kuvvetli delillerindendir.
Bu arada unutulmaması gereken bir husus da, Kuran'a ve Kuran ahlakını yaşayan insanlara karşı karşıt olanlarında Yüce Allah'ın kontrolü altında bu eylemlerini gerçekleştirdikleridir. Allah'ın izni olmadan hiç kimsenin böyle bir şeye kalkışmaya gücü yetmez.
Ancak Allah, müminlerin sabrını ve tevekkülünü sınamak, onları Kendi Katında derecelerle yükseltmek, yardımının sürekli müminlerin yanında olduğunu ve imanın küfür üzerindeki Cevaplar üstünlüğünü göstermek, müminlerin şan ve şereflerini artırmak, inkarcıları hor ve aşağılık hale sokmak, ikiyüzlü münafıkların gerçek yüzlerini, kalplerinde hastalık olanların hastalıklarını ortaya çıkarmak gibi çeşitli hikmetlere yönelik olarak, her devirde inananlar ile inkar edenler arasında çeşitli mücadele ortamları yaratmaktadır. Ve her ne durumda olursa olsun, Allah, desteğinin "gerçekten" iman edenlerle birlikte olduğunu ve onların her zaman üstün geleceklerini vaat etmiştir. Kuran'da belirtilen mümin vasıflarını üzerlerinde taşıdıkları sürece, Allah müminlerin mutlaka üstün durumda olacağını Kuran'daki birçok ayette bildirir. Bu ayetlerden bazılarına şöyle örnek verebiliriz:
Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.