Din ahlakı hayatın bir parçasını değil, tümünü kapsayan, insana hayatının her anında güzellik ve esenlik sunan bir sistemdir. Tabii burada kastedilen hak olan İslam dini dir. Müslüman, 24 saatini Allah'ın razı olacağı şekilde geçirir. Sabah yataktan kalktığında, yemek yerken, işyerinde çalışırken, okula giderken, ticaretle uğraşırken, alışveriş yaparken Allah'ın emrettiği Kuran ahlakına uyar. Allah'ın hoşnut olmayacağını düşündüğü bir tavırda bulunmaktan şiddetle kaçınır. İslam ahlakı hayatının sadece bir kısmını değil, tam tersine tümünü, hatta daha da ötesini kapsar.
Bunun aksini savunmak Kuran'ın bir kısmını kabul edip, bir kısmını kabul etmemek anlamına gelir. Kuran'ın bir kısmını kabul etmemek ise kuşkusuz tümünü inkar etmek demektir:
... Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez.
Kuran'da tarif edilen din ahlakı, hiçbir şüphe ve kuruntuya yer vermeden tam bir teslimiyetle Allah'a inanıp bağlanmak, O'nun emir ve yasaklarına harfi harfine itaat etmek esaslarına dayanır. Müminlerin bu özellikleri Kuran'ın birçok ayetinde tarif edilmiştir. Bu ayetlerden bazılarında şöyle buyrulmaktadır:
Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resûlü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd ettiler (çaba harcadılar). İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.
(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.
Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi, mümin gerçekten de kendisini Allah'a adamış insandır. Hayatının her anında Allah'ın rızasını kazanmayı kendine tek hedef edinmiş, Allah'ın yarattığı Cevaplar olaylardaki hikmetleri arayan, ahireti düşünen bir kişidir. Kuran'da müminler şöyle tarif edilir:
Onlar ayakta iken otururken yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) Rabbimiz Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)
Gerçekten Biz onları katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık. (Sad Suresi, 46) İmanı tanımayan bir insan böyle güzel bir teslimiyeti ve imani derinliği anlamakta zorluk çekebilir. Kendi materyalist ve batıl dünya görüşü ne göre, ölüm bir yok oluştur ve dolayısıyla elinden geldiği kadar dünyanın tadını çıkartması gerekir. Bu çarpık bakış açısına sahip bir kişi için dünyadan olabilecek en fazla ölçülerde faydalanamadığı her an kendisi için bir kayıptır. Öte yandan iman ettiğini söyleyen ancak imanın derinliğini kavramamış bazı kimselerde dinin insan hayatının sadece belirli anlarıyla sınırlı olduğu yanılgısına kapılmış olabilirler. Bu kimselerin batıl düşüncelerine göre bir insanın yaşamının her yönünde Allah'ı razı edecek ahlak üzerinde olması, sadece Yüce Rabbimiz Allah'ın rızasını araması mümkün olmaz. Bu kimseler etraflarında da bu batıl düşünceleri yayar ve insanları yüzeysel ve zayıf bir inanca yöneltmek isterler. Allah müminleri, bu tip insanların ikiyüzlü yalanlarına karşı şöyle uyarır:
İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahit getirir; oysa o azılı bir düşmandır.
Bu kimselerin sapkın yaşam felsefesi; "din vardır ve gereklidir", "Müslümanlık çok güzel bir şey, fakat herşeyi kararında yapmak lazım", "dinin fazla derinliğine inmemek lazım, yoksa aklını yitirirsin" gibi tamamen boş, amaçsız ve cahilce laflardan oluşan bir dünya görüşüdür. Bu tarz kişilere gerçek Kuran ahlakından bahsedildiğinde hiç işitmemiş gibi kibirli tavırlar sergilerler. Allah bu kişilerin durumunu şöyle açıklar: İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.
Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver.
Toplumun geneline ters düşmemek, tepki almamak, bu arada etrafındakileride kendine benzetmek amacıyla kendine Müslüman kimliği verip de yukarıdaki gibi Müslümanlıkla hiçbir ilgisi olmayan ve aslında bunu kendisi de bilen, çarpık bir zihniyete sahip bu tarz kişiler Kuran'da "münafıklar" olarak isimlendirilirler.
Münafıklar, gerçekten iman etmedikleri halde, "inandık" diyerek çeşitli dünyevi çıkarlarını korumaya çalışır; ayrıca insanlara da böyle sapkın bir zihniyeti aşılayarak, onları İslam'ın özünden, Kuran'dan uzaklaştırmaya çalışırlar. Böylece etraflarında vicdanlarını rahatsız edecek, samimi inanca sahip kişilerin kalmaması için uğraşırlar. Allah bu kişileri inananlara Kuran'da şöyle tanıtmaktadır:
İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Cevaplar Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.
Bunların batıl dinleri Allah'ı değil, kendi çıkar, istek ve tutkularını ilah edinmeye ve bunlara hizmet etmeye dayalıdır. Kuran'da bu durum şöyle tarif edilir:
Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi ve kilolacaksın? Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.
Münafıkların, inanmadıkları halde "inandık" diyerek Allah'ı ve müminleri aldatabileceklerini sanmaları, müminlere zarar vermeye ve Allah'ın bildirdiği doğru yoldan saptırmaya çalışmaları elbette boşuna bir çabadır.
Kuran'da münafıkların "Allah ve din adına" yalan söylemeleri, ikiyüzlülükleri, samimiyetsizlikleri dolayısıyla, diğer inkarcılardan, dinsizlerden, ateistlerden daha büyük bir azapla karşılaşacakları haber verilmiştir:
Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.
Aklını ve vicdanını kullanmayan bazı önyargılı kimseler Kuran'ın 1400 yıl önceki Arap toplumuna hitap ettiği ve bu günün toplumları için geçerli olamayacağı yönündeki sapkın fikirlerini sık sık tekrarlarlar. Oysa Kuran Allah Katından indirilmiş son hak kitaptır ve yeryüzündeki tüm toplumlar, o günden bu yana ve bundan sonraki tüm nesiller içindir.
Kuran Allah'ın sözüdür ve korunmuş, hiçbir bozulmaya uğramamıştır. Kuran'ın hak kitap olduğunun sayısız delilinden birisi de Kuran'ın mucizeleridir. Kuran'ın bilimsel, matematiksel ve tarihsel mucizeleri, Kuran'ın Allah sözü olduğunun önemli delillerinden biridir.
Tüm bu gerçeklere rağmen Kuran'dan şüphe duyanlarla ilgili olarak Allah şöyle buyurmaktadır:
Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)'dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın. Ama yapamazsanız -ki kesin olarak yapamayacaksınız- bu durumda kafirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının.
Kuran'ı açık bir şuurla okuyan kişi görür ki, Kuran'da anlatılan kişi ve toplum özellikleri, bugün de dahil olmak üzere tarihin her döneminde mevcut olmuştur. Din ahlakından uzak toplumların içinde bulunduğu bütün yanlışlıklar, bozukluk ve sapkınlıklar Kuran'da anlatılır, o toplumların dine karşı gösterdiği tepkiler tarif edilir, karakter tahlilleri yapılır. Bu tarif ve tahlillerde günümüz dünyasına tamamen uymakta, Kuran'ın her döneme hitap ettiğini bir kez daha teyid etmektedir. Kuran ahlakını uygulamak üzere okuyan ve elinden geldiğince uygulamaya başlayan bir kişi gün geçtikçe Kuran'ın hayatın her anını nasıl kapsadığını, Kuran'a olan inancı artarak görecektir. Kuran'da inanan insanın karşılaşacağı olaylar, bunlara karşı nasıl tavır göstermesi gerektiği ayrıntılarıyla tarif edilmiş durumdadır. İnkarcıların Kuran hakkında öne sürdükleri çeşitli batıl düşünceler de aslında Kuran'da bildirilen bir kavrayış eksikliğidir. Kuran'da bildirildiği gibi, binlerce yıl önceki inkarcılar da, dini kendi düşük akıllarınca "... eskilerin masalları" (Nahl Suresi, 24) olarak yorumluyorlardı. Benzer şekilde dönemin inkarcıları, büyük bir cehaletle, Peygamberimiz'den Kuran'ın bazı kısımlarını değiştirmesini istemişlerdi:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki:
"Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım."
Ayetlerde sözü edilen ve kendi düşük akıllarınca, "Kuran'ın değiştirilmesi"ni isteyen inkarcılar, Kuran'ın ilk indirildiği dönemde yaşayan kişilerdir. Bunların Kuran ayetlerine itirazlarının ardındaki neden, Kuran ahlakının yaşandığı ortamların kendi çıkarlarına aykırı düşüyor olmasıdır.
Bugün de bazı kimseler benzer sebeplerle Kuran'ın hak olduğunu aslında vicdanen biliyor olmalarına rağmen, karşı gelmektedirler.
Oysa bu karşı gelişleri ve öne sürdükleri iftira ve iddiaların hepsi boşunadır. Kuran'da haber verilen, "Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz" (Hicr Suresi, 9) ayetinin hükmüne göre, Kuran-ı Kerim Yüce Rabbimiz Allah'ın korumasında olan hak kitaptır. Allah'ın insanlara olan mesajıdır, bundan sonra herhangi bir vahiy gelmeyecektir. Dolayısıyla bugün de, yüzlerce yıl sonra da insanların tek kurtuluş yolu Kuran'da ve Peygamberimiz'in hadislerinde bildirilmektedir.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:
Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti. (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 328)