Bu noktada karşımıza çıkan gerçek açıktır: Gören, işiten ve hisseden varlık, madde ötesinde bir varlıktır. Bu varlık "canlı"dır ve ne madde, ne de görüntü değildir. Bu varlık vücut görüntümüzü kullanarak önündeki algılarla muhatap olur.
İşte bu varlık "ruh"tur. Allah Kuran'da şöyle bildirir:
Sana ruh'tan sorarlar; de ki:
"Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir."
29 – Muhatap olduğumuz dünya, gerçekte ruhumuzun gördüğü algılar ise, o halde bu algıların kaynağı nedir?
Bu soruya cevap verirken dikkat edilmesi gereken gerçek şudur; biz maddeyi sadece hayalimizde görürüz, dışarıdaki aslı ile hiçbir zaman muhatap olamayız. Madde bizim için bir algı olduğuna göre, "yapay" bir şeydir. Yani bu algının bir başka güç tarafından yapılması, daha açık bir ifadeyle yaratılması gerekir. İçinde yaşadığımız maddesel evreni yaratan ve sürekli yaratmaya devam eden üstün bir Yaratıcı vardır. Nitekim o Yaratıcı, bize indirdiği kitap yoluyla Kendisi'ni, evreni ve bizim neden var olduğumuzu anlatır. O Yaratıcı Allah, kitabının ismi ise Kuran'dır.
Göklerin ve yerin, sabit ve kararlı olmadığı, Allah'ın yaratmasıyla varlık buldukları ve O yaratmayı durdurduğunda yok olacakları bir ayette şöyle ifade edilir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi’nden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır.